18 Mart 2018 Pazar

D.GREEN: TILLERSON’IN AYRILMASI TRUMPÇI DIŞ POLİTİKANIN ÖNÜNÜ AÇIYOR





Dominic Green (“The Double Life of Dr Lopez” ve “Three Empires on the Nile” kitaplarının yazarı)
CapX, 14.3.2018

Tercüme: Zahide Tuba Kor

NOT: Lütfen kaynak göstermeden tercümenin bir kısmını veya tamamını kullanmayınız, alıntılamayınız, yayınlamayınız.

(…)
Tillerson, Trump’ın soytarı arabası yönetiminin iki önemli diplomatik hamledeki zigzaglarını geride bırakıp gidiyor. Birincisi, İsrail ile Filistinliler arasında hala daha ilan edilmemiş “yüzyılın anlaşması”. Diğeri, Kuzey Kore’yle devlet başkanları düzeyindeki sürpriz açılım. Trump, Netanyahu hükümetiyle ilişkilerinde Amerikan dışişleri bakanlığını devre dışı bırakmıştı (…).
(…)
Tillerson’ın yerine Mike Pompeo’nun geçmesi daha iyi olur mu? Pompeo, Amerikan Kongresi’nde Çay Partisi üyesi olarak temsil ediliyordu; dolayısıyla Trump’ın geleneksel Cumhuriyetçi Parti’ye olan husumetini paylaşabilir. Yine Pompeo, tıpkı Trump gibi, İran’la nükleer anlaşmayı kıyasıya eleştiriyor. (…) Görünen o ki Trump’ın istediği politika değil, sadakat.
Beyaz Saray’ı izleyenler, Tillerson’ın Trump’ın dış politikadaki taşkınlığını ve cehaletini kontrol altında tutmak için iki realistle, yani Savunma Bakanı Mattis ve Milli Güvenlik Müsteşarı McMaster’la birlikte çalıştığına inanıyorlar. Tillerson’ın gidişi, bu üçlünün zapt edici etkisinin sonu ve politika tartışmalarında Trump’ın elinin güçlenmesi anlamına gelecektir.
Peki bu, Amerikan dış politikası açısından ne anlama geliyor? Tillerson’ın görevi bırakması, Trump’ın ekonomi başdanışmanı “Küreselci” Gary Cohn’un ayrılışının ardından geldi. Tıpkı Cohn gibi, Tillerson da Trump’ın seçim öncesindeki radikal değişim vaadinden ziyade sürekliliği temsil ediyordu. (…) yine de bu, “küreselciler”in “milliyetçiler”ce bozguna uğratıldığı anlamına henüz gelmez.
(…)
(…) Ancak eğer ki Pompeo, Trump’la uyum sağlamayı başarabilirse dışişleri bakanı olarak küresel alanda daha güçlü bir varlık kazanacak ve Amerikan dış politikası çok daha dinamik bir hale gelecek.
Bu aynı zamanda Amerikan dış politikası potansiyelinin çok daha tehlikeli bir hale dönüşeceği anlamına da gelir. (…)
ABD statükocu bir güç; zira küresel güç dengeleri hala daha onun lehine. Trump ise statükocu bir başkan değil ve, tıpkı Pompeo gibi, o da ABD’nin her an hakimiyetini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna inanıyor. Trump-Pompeo uyumunun tehlikesi şu: Danışmanları tarafından dizginlenmek yerine desteklenen bir Trump, dış politikada geçen hafta ticaret konusunda gördüğümüz türden tutarsızlıklara düşebilir. 
Trump’ın gümrük tarifeleri ilanı, sulandırılabilir olduğu halde, ticaret ortakları ve müttefikleri arasında paniğe yol açtı. Bu türden panikletici keskin virajların dış politikanın -mesela Türkiye’nin Suriye’deki ihlalleri veya İran nükleer anlaşması gibi- hassas alanlarına uyarlandığını düşünün; neticesi finansal sonuçlardan çok daha fazlası olacaktır.
Dış politikada Trump yönetiminin ilk 15 ayı bir girizgâhtı. Şimdi ise ana hadiseye giriyoruz. Eğer ki Donald Trump’ın gerçekten de bir dış politikası varsa (…) işte şimdi bunu görmek üzereyiz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder