11 Haziran 2017 Pazar

J.L.SHAPIRO & K.BOKHARI: ORTADOĞU ŞEKİL DEĞİŞTİRİYOR



ORTADOĞU ŞEKİL DEĞİŞTİRİYOR

Jacob L. Shapiro (Geopolitical Futures Analiz Direktörü) & Kamran Bokhari (Geopolitical Futures kıdemli uzmanı, Küresel Politikalar Merkezi kıdemli üyesi, George Washington Üniversitesi Aşırıcılık Programında bilim kurulu üyesi; Ottawa Üniversitesi Güvenlik ve Politika Enstitüsü’nde Kanadalı askerlere, istihbaratçılara, emniyetçilere ve diğer hükümet yetkililerine milli güvenlik ve dış politika dersleri veriyor; daha evvel Stratfor (2003-2015) Ortadoğu ve Güney Asya danışmanı ve Dünya Bankası danışmanıydı.)
Geopolitical Futures, 9.6.2017

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Jeopolitik, çoğunlukla yavaş yavaş, alttan alta açığa çıkar; bu haliyle çok uzun zaman dilimleri içinde gelişen, kapsamlı, insan unsuru dışındaki güçlere dayalıdır. Ancak öyle dönemler vardır ki bu kuvvetler kritik bir aşamaya ulaşır ve önemli olayların ani akışı/dalgalanması, görünüşte birbiriyle bağlantısız da olsa, dünyayı veya bir bölgeyi veyahut bir ülkeyi yeniden şekillendirmek üzere hızla iç içe geçer. Ortadoğu hâlihazırda işte böyle bir dönemden geçiyor.
Geçtiğimiz hafta boyunca yaşananlar bölgenin dönüşümünün bir kanıtı. Hafta, Suudi Arabistan öncülüğünde 7 ülkenin -terör örgütlerine destek verdiği ve İran’la iş tutmak istediği iddiasıyla- Katar’la diplomatik ilişkileri kesmesiyle başladı. Ertesi gün, Kürtlerin baskın olduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Rakka’nın kontrolünü İslam Devleti (İD)’nden geri almak için saldırıya başladı. Katar kavgası patlak verdikten sadece 48 saat sonra İD, Tahran’daki meclis binasını ve İran İslam Devrimi’nin mimarı Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin türbesini hedef alarak ilk defa İran’a saldırmış oldu. Sadece saatler sonra Kuzey Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi bağımsızlık referandumunu 25 Eylül’de yapacağını ilan etti.
Bu olaylar, birbirinden bağımsız gibi görünebilir; ama birlikte değerlendirildiğinde güçlü bir dönüşümü temsil ediyor. Katar’ın Suudi Arabistan’a dersini verme eğilimi/istekliliği, İran’ın daha da güçleneceğini veya Suudi Arabistan’ın daha da zayıflayacağını veyahut her ikisinin eşzamanlı yaşanacağını gösteriyor. Bu arada Türkiye, bu krizi Katar’ı destekleme ve kendisini bölgenin lideri olarak konumlandırma fırsatı sayıyor. İD, Irak’ta ve Suriye’de toprak kaybettikçe oldukça etkili bir isyancı örgüt olarak kendi köküne geri dönüyor. Ve Iraklı Kürtler, Irak’tan resmen ayrılmaya her zamankinden daha yakın görünüyor.

İstikrarsızlık Körfez’e yayılıyor
Körfez’deki Arap devletleri, petrol serveti ve nüfuslarının azlığı sayesinde görece istikrarlı kalabilmişti. Ama artık öyle değil. Bu hafta manşetlere çıkan Katar’daki oyun, çok daha derin problemlerin bir göstergesi. Körfez ülkeleri, radikal Sünni gruplar ile İran ve onun Şii müttefiklerini nasıl idare edecekleri konusunda birbirleriyle ihtilaf içinde. Sünni olmayan Umman [Z.T.K. Ummanlılar İbadi’dir], hep Körfez bloğunun aykırı ülkesiydi ve İran’la en yakın ilişkilere sahipti. Kuveyt, Suudilere yakın olmakla birlikte birçok konuda tarafsız kalmayı başardı ve şu an Katar ihtilafında arabulucu olarak görev yapıyor. Bahreyn ise Sünni bir rejimin kontrolündeki nüfusu Şii çoğunluklu bir devlet olup tamamen Suudi Arabistan’a bağımlı. Bu durumda Suud’un gerçek anlamdaki diğer tek ortağı BAE kalıyor.
Arap Yarımadası’nın görece sakinliği tehlike altında ve Suudi Arabistan, Katar’a karşı diplomatik bir kampanya başlatarak daha fazla bölünmeyi engellemek istiyor. Bu riskli bir hamle; ancak Katar’ı yeniden saflarına çekip böylelikle Suud’un liderliği altında Sünni bloğun ne denli güçlü olacağını gösterebilirse bunu göze almaya değer. Ancak Katar, Körfez’in diğer Arap ülkelerine karşı meydan okumaya devam ederse bu hamle geri de tepebilir.

İslam Devleti toprak kaybediyor
(…)
Rakka’yı kaybetmek İD için en büyük darbe olacak. Kısa vadede hilafetini sürdüremeyeceğinin farkında; ama zihninde daha büyük bir hayalle İD, Suriye ve Irak çöllerinde yönetilemeyen alanlar üzerinden terör ve gerilla saldırılarını sürdüren bir isyancı grup olarak köklerine geri dönecek. Bu arada İD’in ortaya çıkışına yol açan temel toplumsal, siyasi ve iktisadi şartlar Rakka düşse bile varlığını koruyacak ve eğer ki bu şartları İD istismar etmezse bunu kullanacak bir başka grup ortaya çıkacak.
İD savaş alanında gücünü kaybettikçe ona karşı birlikte çarpışan grupların ortak davası da zayıflayacak. İD bölgesel ihtilafları, özellikle de Sünni ve Şii güçler arasındaki çatışmayı istismar etmeye odaklandıkça, sözkonusu gruplar birbirleriyle çatışmaya başlayacaklar ve bu da Sünni Arap liderliğini daha da zayıflatacak.

İran’da ortaya çıkan tehdit
7 Haziran tarihinde 6 saldırgan tarafından intihar yelekleri ve çok güçlü saldırı tüfekleriyle gerçekleştirilen çifte saldırıda 12 kişi hayatını kaybetti ve onlarcası yaralandı. İD saldırıları üstlendi. Bu tür saldırıları gerçekleştirebilmesi İD’in bir süredir İran içinde faal olabileceğinin bir göstergesi.
İD bu saldırıları tam da uygun bir zamanda gerçekleştirdi, yani Amerikan Başkanı Trump’ın İran’ı bölgenin ana tehdidi olarak tanımladığı Suudi Arabistan ziyaretinden sadece üç hafta sonra... Aşağı yukarı aynı tarihlerde Suud Kralı Tahran’la herhangi bir diyalogu reddetti ve bu ülkeyle mücadelenin İran toprakları içinde gerçekleşmesi gerektiğini söyledi. Yine Suudi Arabistan’daki ve Bahreyn’deki Şiilere karşı yoğun baskılara giriştiler.
Tahran’a göre Suudiler, aslında –İran’a ve onun bölgedeki Şii müttefiklerine karşı hamleye yardımcı olan– İD’in varlığından istifade ediyor. Gerçekten böyle mi değil mi, bu bizim konumuz değil. Ama İD, İran’ın buna inanmasını ister; çünkü bu, Tahran ile Riyad arasında bir çatışmaya yol açabilir. (…)
İran istihbaratı, ülkesindeki İD elemanlarını etkisiz hale getirmeye çalışacaktır; ama dış operasyonlardan sorumlu Kudüs Gücü daha da ileri giderek bu saldırılardan dolayı Suudilere karşı bir misillemeye girişebilir. Her halükarda bu saldırılar, İran ile Suudi Arabistan arasındaki gerilimi daha da artıracak ve İD bunu daha da tırmandırmak için elinden gelen her şeyi yapacaktır.

Bağımsız Kürdistanlar?
Bu arada Kürt gruplar, kendilerine ait yeni sınırları çizmek amacıyla bölgenin bulanıklaşan sınırlarından istifade ediyorlar. Suriye Kürtlerinin İD’le savaşmaktaki temel motivasyonları, toprak ele geçirip güvence altına almak ve bağımsız olmasa bile özerk bir Suriye Kürt devleti için ABD’nin desteğini elde etmek. Bu arada onların Irak’taki uzaktan kuzenleri de Irak tecrübesinin kati olarak parçalanmasının habercisi olacak tam egemenlik peşinde koşuyorlar.
2003 Irak Savaşı’nı müteakip Bağdat hükümeti, Irak’ın en kuzeydeki üç vilayetinde özerk Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni tanıdı. Zaman içinde Irak Kürtleri, nüfuzlarını, Iraklı Sünnilerle toprak ihtilafı yaşadıkları diğer üç vilayetin genişçe kesimlerini de içerecek şekilde güneye doğru genişletti. Ancak Şiilerin hâkimiyetindeki merkezî hükümet, IKYB’nin daha fazla özerkleşmesine uzunca bir süredir karşı. 2014’te İD’in yükselişi ve bilhassa Musul’u ele geçirmesi, Bağdat yönetimini zayıflattığından ve Sünni bölgelerde İD’e karşı savaşmak için IKYB’yle işbirliği yapmaya zorladığından fiiliyatta Irak Kürtlerine yaradı.
Bu ilerlemeyle cesaretlenen IKYB, 7 Haziran’da 25 Eylül tarihinde bağımsızlık referandumu yapacağını ilan etti. Referandum tarihi ilan edilse de IKYB’nin bağımsızlık gidişatı hala daha net olmayıp büyük ölçüde Türklerin ve İranlıların tepkisine bağlı.

Türkiye: Hala kenarda müdahil olmadan izliyor
Bu arada Türkiye olan biteni dikkatle izliyor. Kürt bağımsızlığına karşı çıkıyor ve Suriye’deki hedefleri, bölgedeki neredeyse diğer bütün güçlerinkiyle çelişiyor. Ancak Suriye’de kendisine vekâlet eden bazı güçlere mali destekte bulunmanın ve ülkenin kuzeyinde küçük bir koridor oluşturmanın dışında şimdiye kadar savaşın dışında kaldı. Arapların iyice zayıflayıp Türkiye’nin gücüne direnmeleri imkânsızlaşana kadar kendi aralarında savaşmalarına izin vermeyi tercih ediyor [Z.T.K. doğru olmayan çok insafsızca bir yorum!]. Bu arada Türkiye, sınırlarının çok çok ötesine kuvvet aktarımı yapmasını engelleyen iç sıkıntılarla da baş etmeye çalışıyor.
Ancak Katar ihtilafı Türkiye’ye kaçıramayacağı bir fırsat sunuyor. Türkiye Katar’ın bir müttefiki olup onunla Suudilerin ve diğer Arap devletlerinin derinden rahatsızlık duyduğu bir ilişkiye sahip. Ancak bu ülkelerin İran’a karşı koymak için Türkiye’ye ihtiyaçları da var. Araplar, İran’ın nüfuzunu dengelemek için Türkiye’nin nüfuzunu kabullenmek zorunda kalacaklardır. Türkiye, Körfez ülkeleri arasındaki bu krizde arabulucu olmaya çalışıyor ve bu, Arap meselelerinde Ankara’nın daha geniş bir rol oynaması için bir sıçrama tahtası olabilir. Türkiye’nin rolünün ne denli genişlediğini fiilen göstermek için TBMM, Katar’a 3000 kişilik askeri birlik konuşlandırmak üzere 7 Haziran’da süratle bir kanunu geçirdi.
Suriye’den kaynaklanan çoklu meydan okumalarla baş etmek için Türkiye’nin kendisini bölgenin lideri olarak yeniden konumlandırması lazım. Bu amaçla kullandığı taktiklerden biri, Türkiye’ye sadık ve dolayısıyla Türk menfaatlerini destekleyecek olan Sünni İslamcı Müslüman Kardeşler’in tarafını tutmak. Problem şu ki Suudi Arabistan ve Mısır, Türkiye’nin bölgede lider ülke olmasını istemiyor. İran bugün belki yakın tehdit olabilir; ama Türkiye’nin bölgede bir hegemon haline gelmesi de uzun vadede daha büyük olmasa da eşdeğer bir tehdide dönüşecektir.

Ortadoğu’da bölge jeopolitiğini yeniden şekillendiren önemli gelişmelerle dolu sert bir hafta geçirdik. Bu meselelerin bir kısmının yakıcılığını yitirmesiyle sonunda sular durularak bir “yeni normal” oluşacaktır; ama [temel meseleler] ortadan kalmayacağından önümüzdeki süreçte bugünkünden çok daha önemli sahnelerle karşı karşıya kalacağız.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder