7 Ocak 2017 Cumartesi

E.LAKE: TRUMP’IN SİYASAL İSLAM’A KARŞI YAKLAŞAN CADI AVI


TRUMP’IN SİYASAL İSLAM’A KARŞI YAKLAŞAN CADI AVI

Eli Lake (Bloomberg View köşe yazarı. Daha evvel the Daily Beast web sitesinde kıdemli milli güvenlik muhabiri ve the Washington Times, the New York Sun ve UPI’da milli güvenlik ve istihbarat konularında yazardı)
Bloomberg, 30.11.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Donald Trump’ın seçim zaferinin ertesi günü kampanya danışmanlarından ve destekçilerinden biri bir tahminde bulundu. Emekli Korgeneral Jerry Boykin, Secure Freedom Radio podcast’inde Frank Gaffney’e dedi ki “Bir tasfiye harekâtı göreceksiniz.” Boykin’in tahminine göre Trump, başkanlığa geldiğinde “Müslüman Kardeşler’le ve onun paravan grupları ve ABD’deki oluşumlarıyla ilişkisi olduğu bilinen hükümetteki görevlileri” tasfiye edecek.
Bu tür yorumlar, Amerikan ordusunun elit harekât birliği Delta Kuvvetlerinin kurucularından olan Boykin’den beklenir. George W. Bush yönetiminde Donald Rumsfeld’in savunma bakanlığı sırasında Pentagon’da çalışırken kendi Tanrısının Müslüman teröristlerin taptığından çok daha kudretli/yüce olduğuyla övünmüştü. Ordudan emekli olmasından bu yana Boykin, bir medeniyet cihadı adını verdiği Amerikan toplumunu ele geçirmeye çalışan Müslüman ideologlar ağına karşı mücadele eden bir hareketin lideri.
Şimdiye kadar bu hareket gerek Cumhuriyetçi gerekse Demokrat Parti elitlerince hep göz ardı edildi. George W. Bush da Barack Obama da İslam adına şiddete başvuran Müslümanlar ile seçimler yoluyla ve serbest tartışma ortamında seküler toplumlara İslami kuralları dayatmaya çalışan Müslümanlar arasında bir ayrım yapmaya ellerinden geldiği kadar çalışmışlardı. Irak’ta Bush, İslamcı partilerden Sünni ve Şii liderlere kucak açtı. Obama daha da ileri gitti. Yönetimi sırasında “cihat” ve “radikal İslam” gibi terimleri resmî FBI ve İç Güvenlik Servisi belgelerinden çıkardı. Obama, Mısır ve Türkiye gibi ülkelerde Müslüman Kardeşler’le derin ilişki açılımı yaptı.
Trump’ın farklı bir yaklaşım sergileyeceğine dair kuvvetli göstergeler var. (...)
Şimdiye kadar Trump’ın kilit danışmanlarından müstakbel milli güvenlik müsteşarı Michael Flynn, sadece aşırı terörist örgütlerle değil, radikal İslam’la mücadele konusunda da görüşlerini ayrıntılı bir şekilde yazılı ve sözlü olarak ortaya koydu. Yine Trump’ın başsavcı adayı Senatör Jeff Sessions da cihadi ideoloji tehlikesiyle savaşmak üzere Soğuk Savaş’taki “çevreleme stratejisi”ne benzer bir stratejiye ihtiyaç olduğunu söylemişti.
(…)
Başkan Reagan döneminde Pentagon’da üst düzey bir yetkili olan Frank Gaffney, (…) İslam hakkında çok çirkin şeyler söyleyip yazma alışkanlığına sahip. Obama’nın gizli Müslüman olduğuna dair epeyce kafa patlattı. (…) Federal hükümeti, İslam’ı Amerika’ya getirmeye niyetli radikallerle işbirliği yapmakla suçladı.
Bu tür abartıları, Gaffney ve avanesini hep iktidar çevrelerinden ve nüfuz alanlarından uzak tutmuştu. Ama artık durum değişiyor gibi görünüyor. Gaffney, Trump’ın geçiş dönemi ekibinde olmamakla birlikte bana, fikirlerinin ve politikalarının Trump yönetimini etkileyeceğinden ümitvar olduğunu söyledi. Bu hafta verdiği bir mülakatta, “iyi arkadaşım” dediği Trump’ın baş stratejisti Steve Bannon’la düzenli iletişim halinde olduğunu belirtti. Seçimlerden evvel Trump, Gaffney’in düşünce kuruluşu Güvenlik Politikaları Merkezindeki kadrodan şeriat hakkında bir saatlik brifing de almış. Gaffney diyor ki “Bazı arkadaşlarım ve yıllardır, hatta bir kısmı onlarca yıldır çalışma arkadaşım olanlar, Trump’ın yönetimde önemli mevkilere getirmeye karar verdiği isimler arasında.”
Bütün bunlar bizi tekrar Müslüman Kardeşler’e getiriyor. Tıpkı bütün mükemmel komplo teorilerinde olduğu gibi bunun da nüvesinde bir gerçeklik var. Federal hükümetin Kutsal Topraklar Vakfı hakkında yürüttüğü takibatta Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi (CAIR) kurucularının Müslüman Kardeşler’in Filistin kolu Hamas’la yakın bağlarına dair kanıtlar bulduğu doğrudur. Yine FBI’ın Kutsal Topraklar Vakfı davasında Müslüman Kardeşler’in, takipçilerine İslami yönetimi getirmek üzere Batı’daki seküler toplumları devirme hedefini aşıladığına dair kanıtlar bulduğu da doğrudur.
Bütün bunların Amerika’ya yönelik nasıl bir tehdit oluşturduğuna dair Gaffney’in değerlendirmesi ise son derece tehlikeli. Gaffney, verdiği mülakatta Amerikan yönetimindeki Müslüman Kardeşler ajanlarının listesine sahip olmadığını söyledi. Ancak bana [kanıt olarak] Obama yönetiminde görev yapan altı Müslüman Kardeşler ajanını deşifre ettiği iddiasındaki kendi düşünce kuruluşunun hazırladığı 10 bölümlük videoyu gösterdi. İsimlerden birine aşinayız: Hillary Clinton’ın uzun süredir yardımcısı olan Huma Abedin. Vakti zamanında Kongre’nin Yahudi bir üyesiyle evli olup ondan bir çocuğu da bulunan başı açık bir kadının nasıl olup da gizli bir İslamcı olabileceğini sorduğumda bana bir soruyla karşılık verdi: “Eğer öyle olmasa, şu anda kendi anne-babasıyla ilişkisini nasıl hala sürdürebilir?”
Abedin ve diğerlerinden endişe duymakta Gaffney yalnız sayılmaz. Trump’ın kendisi de ağustos ayında misafir olduğu bir radyo yayınında Abedin ve annesinin nerede çalıştığına “bir göz atın” demişti. Kastettiği şey, Abedin’in babasının kurduğu ve annesinin de editörlüğünü yaptığı Journal of Muslim Minority Affairs dergisiydi. 1996-2008 yılları arasında Huma Abedin, derginin editörleri arasında yer almış, her ne kadar Clinton’ın kampanyasını yürüten Huma aslında o dönemde dergide herhangi bir editörlük yapmadığını açıklamış olsa da… Ağustos ayında Washington Post’un haberindeki gibi birçok uzman derginin radikal İslam’ın bir maşası olduğunu tartışmakta. Oysa İran Devrimi’nden evvel siyasal İslam’ın yükselişi konusunda alenen ilk uyarıyı yapmış tarihçi olan Bernard Lewis, bir ara derginin istişare kurulunda yer almıştı.
Pakistan’ın eski ABD büyükelçisi olan ve siyasal İslam’ı eleştiren nice kitaplar ve makaleler kaleme alan Hüseyin Hakkani, gizli İslamcılara karşı yürütülen kampanyayı McCathy döneminde Marksist akademisyenlere yönelik tasfiye harekâtına benzetiyor. (…)
Trump yönetiminin daha hala başındayız. Ancak böyle bir tasfiyenin yaklaşmakta olabileceğine dair işaretler var. Trump’ın yendiği Cumhuriyetçi aday adaylarından Senatör Ted Cruz’un dışişleri bakanından incelenmesini talep ettiği Müslüman Kardeşler’in yabancı bir terör örgütü olarak adlandırılıp adlandırılmayacağına dair bir tasarı var. Trump’ın kampanya danışmanı Walid Phares, seçimlerin ardından bir Mısır haber kanalına verdiği demeçte Obama Beyaz Saray’ının karşı çıktığı Cruz’un teklifini Trump’ın destekleyeceğini belirtti.
Bunun bir kanuna dönüşmesi ne anlama gelir, henüz net değil. Mesela Michael Flynn, Trump yönetiminin Türkiye’deki mevcut hükümetle daha yakın çalışacağı fikrini piyasaya sürdü ki iktidar partisi Müslüman Kardeşler’den ilham almış bir parti. Acaba Müslüman Kardeşler’in terörle damgalanması böyle bir işbirliğini illegal kılar mı?
Bu yaklaşımın en dramatik etkisi ise ülke içinde olacak. Gaffney, eğer Müslüman Kardeşler bir terör örgütü ilan edilirse “CAIR’ın göz atmaları gereken örgütlerden biri olacağı”nı söyledi.
Şeriat karşıtı hareketin önde gelen entelektüellerinden Andrew McCarthy, zaman aşımı nedeniyle Amerikan yönetiminin Kutsal Topraklar Vakfı davasını yeniden açabileceğinden şüpheli olduğunu bana söyledi ve ekledi: “Ancak CAIR ve bağlı kuruluşların Müslüman Kardeşler’le ilişkilerini daha da ileri götürme konusunu sorgulamaları gerekecek.”
Trump yönetimi tam da bunu yaparsa tehlikeli alanlara girecektir. CAIR’in kurucularının Hamas’la da bağlantıları bulunan İslamcılar olduğu doğru; ancak örgüt ve bağlı kuruluşlar, vakitlerinin çoğunu Müslüman karşıtı nefret suçlarını belgelemekle geçiriyorlar. CAIR ve benzeri örgütlere yönelik federal takibat, birçok çevre tarafından gücün suiistimali ve Senatör Joseph McCarthy’nin cadı avına bir geri dönüş olarak algılanacak.

McCarthy dönemiyle ilgili hatırlanması gereken şey, senatörün bu politikasıyla kendi komünizm karşıtlığı davasına verdiği büyük zarar. İşte bu, Trump’ın radikal İslam’a karşı kendi ideolojik savaşını nasıl sürdüreceğine karar verirken iyice öğrenmesi gereken bir ders. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder