30 Ekim 2016 Pazar

E.BEZCİ & N.BORROZ: CIA VE BİR TÜRK DARBESİ


CIA VE BİR TÜRK DARBESİ

Egemen Bezci (Stockholm Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Enstitüsü’nde misafir araştırmacı) & Nicholas Borroz (Washington merkezli bir stratejik istihbarat danışmanı)
War on the Rocks, 16.9.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Z.T.K. Aşağıdaki yazı, 15 Temmuz Kalkışması’nın arkasında CIA’in olmadığını ispatlamak üzere kaleme alınmış. Bu bakımdan manidar. Ama daha önemlisi, Amerikan arşiv belgelerinden hareketle 1957 Türkiye-Suriye Krizi’nden bahsetmesi. Arşiv belgelerini önemsediğim için aşağıdaki yazının bir kısmını çevirme gereği duydum.


Amerikan büyükelçisi Ankara’da yapılan bir bakanlar kurulu toplantısını yarıda böldü. Orada bulunma amacı Suriye’ye yönelik bir askeri müdahale kararı alınmasını engellemekti. Türkiye Başbakanı’na Washington’ın “Türklerin sınır ötesine geçmesinden memnun olmayacağını, bu adımı atmanın çok büyük ziyana yol açacağını” söyledi.

Başbakan başını salladı ve dedi ki Ankara “bölgede barışı koruma konusunda Amerikan yönetiminin gösterdiği yakın ilgiden son derece memnun ve minnettar.”

Bu görüşme sonucunda Türkiye Suriye’ye girmekten kaçındı. Üç sene sonra Türkiye başbakanı bir askeri darbeyle devrildi. Darbenin arkasındaki generaller kısa süre sonra onu idam ettiler.

Tahmin edeceğiniz üzere yukarıdaki olaylar Türkiye’deki son gelişmeleri anlatmıyor. Amerikan Milli Arşivler ve Kayıtlar Dairesi’nde bulunan gizliliği kaldırılmış Dışişleri Bakanlığı belgelerine göre bu görüşme 1957 senesinde yaşanmış. 1960’ta darbe yapıldı. Dönemin Amerikan Büyükelçisi Fletcher Warren ve Başbakanı ise Adnan Menderes.

Suriye 1954’te Batı’ya yakın duran Cumhurbaşkanı Edip Çiçekli’nin devrilmesiyle birlikte Batı karşıtı kampa kaydı. Çiçekli’ye karşı darbe Suriye Komünist Partisi, eski Suriye Cumhurbaşkanı Atassi ve Suriye ordusundaki Dürzi subaylarca tertiplendi. Darbe sonrası komünist ve Arap milliyetçisi unsurlar ülkenin siyasi ve askeri kurumlarında kontrolü daha fazla ele geçirdiler. Gerek Türkler gerekse Amerikalılar, Suriye’de komünistlerin yönetimi daha da fazla ele geçirmesini bölgede komünist yayılmanın çevrelenmesine karşı hayati bir tehdit olarak algıladılar. Menderes hükümeti Suriye’de iktidarın tamamen komünistlerin eline geçmesini engellemek için askeri bir müdahalede bulunmayı düşündü. Böylelikle Menderes, kızgın subayları Suriye meselesiyle meşgul etme ümidindeydi. Ancak Washington, Suriye’de komünizmi CIA’in örtülü operasyonuyla ınkıtaya uğratma arayışındaydı. 

Büyükelçi Warren, Türkiye’nin Suriye’ye müdahale etmesini istememişti; zira Washington o sıralar Suriye’nin solcu hükümetini örtülü bir operasyonla indirmeye çalışıyordu. CIA fonları devrik Cumhurbaşkanı Çiçekli taraftarlarının isyan etmeleri için dağıtılmıştı. Türkiye, gerektiğinde askeri kuvvet kullanımını meşrulaştırmak için kuzey kesimde sınır karışıklıkları çıkartmakla görevliydi. Türkiye’nin Suriye’ye yönelik açık açık askeri tehdidi Suriyeli solcuların saflarını çoktan birleştirmişti bile. ABD, ayrıca bir NATO üyesi olan Türkiye’nin Ortadoğu’da kendisini sıcak bir savaşa sürüklemesini engellemek istiyordu. [Z.T.K. Türkiye 1957 yazında Suriye sınırına askeri birliklerini konuşlandırıyor ve küçük çaplı sınır olayları da yaşanıyor. SSCB o dönemde Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesine karşı ABD’yi çok ciddi tehdit ediyor.]

Her ne kadar farklı bir dönemde farklı gelişmeler yaşanıyor olsa da bu sahne, bugün bölgedeki meydan okumalarla muhatap olanlar için aydınlatıcı. Onlarca yıl evvelinin bu hikâyesinin de gösterdiği üzere, Türkiye’de aksi yöndeki popüler spekülasyonlara rağmen CIA’in başka acil meseleleri vardı. Yaklaşmakta olan darbenin erken uyarı işaretlerini alacak şekilde Türkiye’nin iç siyasetini tahlil etmek CIA’in uğraştığı bir şey değildi. Darbe ihtimaline dair elde ettikleri tek kanıtı da göz ardı ettiler; zira bu, [Menderes’in orduyu kontrolü altına almaya çalıştığına dair] dönemin yaygın kanaatiyle çelişiyordu.

Tıpkı 1960’ta olduğu gibi 2016’da da Türkiye ABD’nin Ortadoğu politikasında önemli bir rol oynuyor ve Washington’ın bölgeye odaklanması, dikkatini Türkiye’nin iç istikrarından başka yönlere çevirmesine yol açıyor. 1960’ta darbeciler Menderes’i iktidardan indirdiklerinde CIA uzmanları buna hazırlıksız yakalanmıştı; zira SSCB’yle kapsamlı stratejik rekabete odaklanmış durumdaydılar. Son darbe teşebbüsünde yaşanan muhtemelen tam da buydu: CIA Rusya’ya, Suriye iç savaşına ve Türkiye’nin Irak ve Suriye’de dış politika hedeflerini nasıl gerçekleştirebileceğine odaklanmıştı. Bu nedenle CIA’in bir darbenin eli kulağında olduğuna dair uyarı işaretlerini ıskalaması bizi hiç de şaşırtmamalı. TSK içindeki birtakım unsurların bir şeyler planladığına dair önceden bazı istihbaratlar bulunsa dahi CIA’in bunu savsaklamış olması bizim için bir sürpriz olmamalı. Zira 15 Temmuz’a kadar Batı’daki yaygın kanaat Erdoğan liderliğindeki AKP iktidarının hiç olmadığı kadar güçlendiği yönündeydi.

Ancak tabii komplo teorilerinin yayıldığı Türkiye’de üst düzey siyasetçiler de dâhil birçokları darbe teşebbüsünden CIA’in haberdar olduğuna inanıyor ve dillendiriyor.

Ancak CIA’in sınırlı bütçesi ve personeli dikkate alındığında bu hiç de mantıklı değil. (…) [Z.T.K. Tercüme etmediğim bu kısımda yazar CIA’in niçin 15 Temmuz’un arkasında olamayacağını 1960 darbesine de işaret ederek açıklamaya çalışmış!]

1950’lerde CIA, Soğuk Savaş şartları altında Türkiye’ye iyice müdahil vaziyetteydi. Sovyet Bloku’na karşı casusluk ve propaganda operasyonları için ideal bir konuma sahipti.

Bu yüzden CIA, birçok operasyonunu MİT’in öncüsü olan Millî Emniyet Hizmetleri (MAH) ile birlikte yaptı. Amerikan Arşivleri’ndeki gizliliği kaldırılmış belgeler gösteriyor ki daha 1956 gibi erken bir dönemde CIA ve MAH, muhtemel bir Sovyet işgaline karşı Türk askeri ileri hatlarında ortak askeri kontrgerilla eğitimi vermekteydi. Bu arada yine gizliliği kaldırılmış İngiliz Milli Arşiv belgelerine göre Ankara, MAH’ı Kıbrıs’ta İngiliz yönetimine karşı başlayan Rum isyanını dengelemek için adadaki Türklere silah yollamakla görevlendirmişti.

Aynı zamanda CIA Türkiye’yi yakından takip ederek Ankara’nın Washington’ı Sovyetlerle daha büyük bir çatışmaya sürüklemeyeceğinden emin olmaya çalışıyordu. Böyle bir çatışma muhtemeldi; zira Ankara, gücünün ötesinde Ortadoğu üzerinde birtakım heveslere girmiş görünüyordu. Mesela Eisenhower Başkanlık Kütüphanesi’ndeki gizliliği kaldırılmış belgelere göre ABD’nin 1958’deki Lübnan’a müdahalesi sırasında Türkiye Cumhurbaşkanı Celal Bayar MAH’a Irak’taki aşiretlerle, özellikle de Musul ve Kerkük civarındakilerle bağlantıya geçme emri vermişti. MAH muhtemel bir Türk istilasının zeminini hazırlamak için bunu yapacaktı. [Z.T.K. O dönemde İngilizlere en yakın bölge ülkesi olan Irak’ta bir askeri darbeyle Haşimi Krallığı devriliyor ve cumhuriyet rejimine geçiliyor. Bu olay bölgedeki tüm dengeleri altüst ediyor; zira SSCB’yi Ortadoğu’da çevreleme amaçlı Bağdat Paktı’nın tek Arap üyesi olan Irak pakttan çıkıyor. Tabiatıyla bu durum Ankara’yı alarma geçiriyor. MAH operasyonu bununla bağlantılı olmalı.]

Washington Türkiye’nin bölgesel heveslerinden haberdardı; ama ordu içinde giderek artan rahatsızlığın çok da farkında değildi. (…) CIA tam aksi yöndeki raporlara rağmen bu darbeyi beklemiyordu.

Aslında darbeden tam bir sene evvel CIA, kendisine “Demokrat Parti rejiminin bu baskıcı eğilimi devam ederse askeri kanat müdahale edecek ve bunun sonucunda bir diktatörlük kurulacak” diyen dönemin Savunma Bakanı Ethem Menderes’ten doğrudan bu konuda bilgi almıştı. Gizliliği kalkmış bir başkanlık istihbarat brifingine göre, CIA onun görüşlerini “siyasi etki altındaki” görüşler olarak değerlendirmiş ve bu yüzden de doğruluğundan kuşku duymuştu.

CIA Soğuk Savaş’a odaklandığından bu bilgiye fazla önem vermemişti. O sıralarda CIA Türkiye’deki tüm enerjisini U-2 casus uçakları operasyonları, sol hareketlerle mücadele için perde arkasından gizli örgütlenmeler oluşturmak ve Sovyetlere karşı gizli faaliyetler ve casusluk görevleri için harcamaktaydı. Muhtemel darbe liderleri veya niyetlerine ilişkin bilgi toplamakla uğraşacak durumda değildi. Soğuk Savaş tüm mülahazaların üstündeydi.

Amerikan Başkan Yardımcısı Biden’ın 15 Temmuz Kalkışması hakkında önceden hiçbir bilgisi olmadığına dair sözlerinin tamamen dürüstçe olduğunu farz etmek yerinde olur. (…)
(…)

[Z.T.K. CIA’in 15 Temmuz hazırlıklarından hiç haberdar olmadığını ispat etmeye yönelik paragraflarla yazı devam ediyor.]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder