10 Ağustos 2016 Çarşamba

M.RUBİN: DARBEYLE VE TÜRKİYE’YLE İLGİLİ 10 YAZISI

Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


MICHAEL RUBIN’İN DARBEYLE VE TÜRKİYE’YLE İLGİLİ 10 YAZISI

Türkiye’deki hükümete yıllardır her vesileyle kin ve nefretini kusan Amerikan Neoconlarından Michael Rubin’in hiçbir sözü kanaatimce ciddiye alınacak türden değil. Ancak mart ayında kaleme aldığı Türkiye’de darbe olacağını dair yazısıyla son günlerde yeniden gündeme oturdu. Öngörüleri çıkan Türkiye uzmanı(!) olarak ülkemizle ilgili sözleri ve yazıları bundan böyle Batı’da daha da dikkatle takip edilebilir. Bu nedenle son yazılarından geriye doğru giderek dört aydır (mart-temmuz) Türkiye’yle ilgili yazıp çizdiklerinden bir derleme yaptım.

Michael Rubin (Amerikan Girişim Enstitüsü Ortadoğu ve Türkiye uzmanı; Amerikan Donanması Askeri Akademisi öğretim üyesi ve Middle East Quarterly dergisinin editörü)


TÜRKİYE’DEKİ TERÖRİSTLER KİM?
Amerikan Girişimcilik Enstitüsü, 21.7.2016
(…)
Gülen’le ilgili değerlendirmeler farklılaşıyor. Destekçileri hoşgörüyü ve dinler arası diyalogu telkin ediyor derken hasımları onun gizli gündemi olduğunu söylüyor. (…)
Peki ama Gülen bir terörist mi? Hayır. Erdoğan, ithamlarını desteleyici hiçbir kanıt sunmadı.
Ama ortada bir ironi var: Eğer Gülen ve takipçileri bir terör grubuysa o halde Erdoğan 2013 yılına kadar niye onunla çok yakın çalıştı?
Amerikalı politika üretenler Türk hükümetinin terörizm adlandırmasına karşı uyanık olmalılar. Mesela Gezi protestolarının ardından Erdoğan, İstanbul’un göbeğinde kalan tek yeşil alanı korumak isteyen öğrencileri ve çevrecileri terörist ilan etmişti.
Tersinden Erdoğan’ın terörist saymadıklarını da bir düşünün. Erdoğan sadece Hamas’ı Türkiye’de sıcak karşılamakla kalmadı, son Wikileaks belgelerine göre Erdoğan’ın partisi, Hamas’a roketleri nasıl İsrail’den saklayacağı konusunda da tavsiyelerde de bulundu. 
Eğer ki hedef Türkiye’yi terör destekçilerinden temizlemekse Erdoğan aynadaki adamla işe başlayabilir.

GÜLEN’İ İADE ETMEK? GERÇEKTEN Mİ?
Amerikan Girişimcilik Enstitüsü, 19.7.2016
(…)
Bütün olan biten Türkiye’nin dışında yaşayan herkese çok komik geliyor, ama Erdoğan’ın destekçileri onu körü körüne takip ediyor.
Mevcut darbe teşebbüsüne bir bakın. Erdoğan her engelden/zorluktan, hayali entrikadan ve gayrihukuki işten yaşlı vaizi suçluyor. Daha sis dağılmadan cuma günkü darbe teşebbüsünün sorumlusu olarak yine ona işaret etti. Görünen o ki Obama yönetiminin Türkiye cumhurbaşkanını gerçekten de ciddiye alma ihtimali var.
Biz bu yoldan daha evvel de geçtik. İran İslam Devrimi sonrası Amerikan Başkanı Jimmy Carter ABD-İran ilişkilerini tamir etme konusunda çaresizdi. Ayetullah Humeyni defalarca onu başından def etti. Belki özel elçiler perde arkasında bir ümit ışığıyla dönebilirdi. Ama bunun yerine Humeyni rejimi söylem olarak Amerikan karşıtlığını yaydı ve bahtsız başkanı küçük düşürmeye çalıştı.
Carter, Tahran’ı etkilemeyi başaramayınca daha fazlasını teklif etti. Soğuk Savaş boyunca ABD’nin yanında duran ve o sıralar kanserle boğuşan devrik İran Şahını savunmak yerine Carter, alelacele Panama’ya yollamaya çalıştı. Bununla kalmayıp Panamalılara Şahı İran’a teslim ederlerse ABD olarak karşı çıkmayacaklarını ima etmiş dahi olabilir. Bu jest İran’ın dini diktatörünü tatmin etmedi. Henry Kissinger’ın eski yardımcısı Peter Rodman’ın işaret ettiği üzere, “uzlaşılması mümkün olmayan bir hasma iyi niyeti ispat hevesi, paradoksal bir şekilde uzlaşma ihtimalini daha da azalttı.”
Mesele sadece adalet veya tek bir kişi meselesi değil. Baskı altında gidişatı tersine çevirme istekliliği ve müttefiklere ihanet, zaten Carter’ı zayıf bir başkan olarak gören dönemin Sovyet liderlerini Afganistan’ın işgali halinde Amerikan tepkisinin çok sınırlı olacağına ikna etmiş de olabilir. 
Yaşananlar Gülen’le alakalı değil, bir güç gösterisi. Eğer bir insan hayal dünyasında yaşıyorsa –bu, bir NATO müttefikinin lideri bile olsa- yapılabilecek en kötü şey, çıkar için onun hayallerini tatmine çalışmaktır.


TÜRKİYE’DE NE OLDU VE NE OLACAK?
Amerikan Girişimcilik Enstitüsü, 17.7.2016
(…)
Darbe teşebbüsü sırasında gerçekte neler olup bittiği halen belirsizliğini korusa da ortalıkta komplolar dönüyor.(…) cevaplanması gereken 5 soru var:
Bu darbe niye öncekilerden farklı? (…) Sabaha karşı başlamaması (…) hava sahasının ve medyanın kapatılmaması (…) darbe liderlerinin muhtırayı bizzat okumaması (…)
Kim sorumlu? 3 şüpheli var: Erdoğan (…) Gülen’i suçlamadan evvel henüz sis dağılmamıştı bile. (…) Erdoğan eğer ki müttefiki Gülen’in yardımları olmasaydı iktidarda gücünü asla konsolide edemezdi. (…) Gülen darbe teşebbüsünde rolü olduğu iddiasını yalanladı. Zaten orduda Gülencilerin bir güç tabanı da hiçbir zaman olmadı. Zira Genelkurmay Başkanlığı Gülen sempatizanlarının rütbeli subaylar arasında yükselmesini engellemek için subay adaylarını çok sıkı elemeden geçirmekte.
İkincisi, (…) geleneksel Kemalistler. Erdoğan Türk ordusunun gücünü aşındırırken ve İslamcıları ordu kademelerinde teşvik ve terfi ettirirken TSK içindeki laiklerin Erdoğan’ın atadığı yüksek rütbeli komuta kademesiyle eşgüdüm olmaksızın kendi başlarına hareket etmeleri mümkün. Erdoğan Türkiye’yi dini bir cumhuriyete dönüştürmek istediğini gizlemiyor. Erdoğan gücünü konsolide ettikçe Kemalistler bunu eski Türkiye’yi kurtarmak için en son ve en iyi şans olarak görmüş olabilirler. Eğer öyleyse darbeye karışan birlikler planlarındaki boşlukları kapatmak için halk desteğine bel bağlamış olabilirler. Nihayetinde ordu Türkiye’den en güvenilir kamu kurumudur.
Üçüncü ihtimal, tıpkı Almanya’da Hitler’i doğuran Reichstag’ın yakılması gibi, bu darbenin fitilini ateşleyen de Erdoğan’ın bizzat kendisi olabilir. Darbe planlayıcılarının beceriksizlikleri ve Erdoğan’ın elinde daha evvelden binlerce kişilik tutuklanacaklar listesinin bulunması bu teoriyi güçlendiriyor. Darbe teşebbüsünü “Allah’ın bir lütfu” olarak değerlendirmesi de bu komployu besliyor. Yine Erdoğan’ın destekçileri silahları kuşanmış vaziyette onun sokaklara çıkın çağrısıyla dışarı fırlamaya hazır haldeydi. Türkler siyasetlerinde öyle kendiliğinden gelişen şeylerin çok az olduğunu bilirler. Mesela Erdoğan Davos’ta Şimon Peres’e patladığında binlerce Türk havalimanında ellerinde Filistin bayraklarıyla onu karşılamaya koşmuştu. Metronun saati gizemli bir şekilde o gece uzatılmıştı. Gecenin 3’ünde binlerce Filistin bayrağı bulmak normalde bu denli kolay olmasa gerekti.
Erdoğan’ın nihai hedefi nedir? Bu darbeyi ister Erdoğan planlamış olsun isterse olmasın, Makyavelciliğin çılgınlığı içinde kesin olan bir şey var: Kazanan artık Erdoğan ve bundan sonra gücünü çok daha fazla konsolide edecektir.
Erdoğan’ın nihai hedefinin ne olduğu tartışmaya açık. 8 sene evvel onun Rus lider Putin’e özendiği görülüyordu. Ama şimdi Türkler onun hedefinin çok daha büyük olduğunu düşünüyor: Hilafet veya İslam cumhuriyeti. Erdoğan neyi planlıyor olursa olsun güçler ayrılığı gündeminde hiç görünmüyor.
Bundan sonra Türkiye’de ne olacak? Erdoğan savaş riskini göze almış durumda. İçerideki ve belki de dışarıdaki düşmanlarını hedef almak için artık açık çeke sahip olduğuna inanıyor. (…) Tehlike şu: Türk toplumu hala bölünmüş durumda. Kürt isyanı giderek daha da şiddetleniyor. Son aylarda Türkiye’ye yönelik terör saldırıları buzdağının sadece görünen yüzü olabilir. Benim asıl korkum şu: Türkiye’de siyaset alanı kapandıkça yeni bir siyasi suikastlar dönemi başlayabilir. Bir zamanlar seçimler birer emniyet supabı işlevi görüyordu; ama Türklerin artık serbestçe kampanyalarını yürütemez hale geldiği ve zulmün husumeti daha da alevlendirdiği bir ortamda muhalifler, ideologlar ve şahsi veya siyasi meseleleri artık düzeltmek gerektiğini hissedenler silaha başvurabilirler. Hedef sadece Erdoğan değil, tüm büyük siyasi partilerin liderleri, gazetelerin yayın yönetmenleri, televizyon spikerleri ve sivil toplumun liderleri olabilir.
Bu, ABD için ne anlama geliyor? Washington’da ciddi bir iç muhasebe zamanı geldi. Eğer ki darbe teşebbüsü Amerikan Dışişleri Bakanlığı ve istihbaratı için bir sürpriz olduysa “niye?” diye kendilerini sorgulamaları lazım. Acaba diplomatlar sadece birbirleriyle mi konuşuyorlar, yoksa Türklerle de irtibat kuruyorlar mı? İrtibat kurdukları kesim, [toplumun farklı gruplarını içeren] geniş ve uygun bir kesim mi yoksa salt elit kesime mi saplanıp kaldılar? Amerikan istihbaratının gözünü kör eden temel varsayımlar nelerdi? Erdoğan’ın adımları Amerikan politikasını değiştirecektir. (…)
Türk medyası, Gülen Pensilvanya’da yaşadığından darbe teşebbüsünün arkasında ABD olmalı görüşünde. Erdoğan Gülen’in iadesi için çağrılarını yineledi ve bunu ABD’nin İncirlik Üssü’nü kullanabilmesinin önşartı yapmaya hevesli görünüyor. Bu da demek oluyor ki Erdoğan İslam Devleti’ne karşı savaşı kendi iç siyasi hedeflerinin bir tutsağı kılıyor. Bu arada Dışişleri Bakanı Kerry lafı dolandırıp duruyor.
Umarız ki Obama ve Kerry tarihten ders almışlardır. Başkan Jimmy Carter, Humeyni’nin -tıpkı şu anda Gülen gibi- ABD’ye tedavi görmek için gelen İran Şahını iade talebini sorgusuz kabul etmeyi düşünmüş; ancak sonuç zannettiği gibi barış olmamış, şantajın etkili bir araç olduğu hissiyatını beslemişti.


ERDOĞAN KENDİSİNDEN BAŞKA KİMSEYİ DARBEDEN SORUMLU TUTAMAZ
Foreign Policy, 15.7.2016
(…) Bu darbe başarısız olsa bile Erdoğan’ın siyasi hareketinin istikrarını sorgulatacaktır. 13 sene evvel iktidara bu vaatlerle gelen bir lider nasıl olur da bu denli rayından çıkar?
(…)
Darbe kaçınılmaz mıydı? Hayır. Ama darbeyi tezgahlayanlar büyük ihtimalle, giderek dünyanın gidişatıyla irtibatını kaybeden ideolojik bir liderlikten Türkiye’yi kurtaracaklarını düşündüler.  Erdoğan vaatlerinin hiçbirini gelinen noktada başaramamış görünüyor. (…) Aynı zamanda darbeyi planlayanlar, Erdoğan’ın sürekli gücünü konsolide etmesinin bu darbeyi kurtuluş için son şans haline getirdiğine inanıyor olabilirler. 
Erdoğan iktidarda kalsın kalmasın, burada eğitici bir hikaye var. Tüm liderler yağcıların balonuna düşme riskiyle karşı karşıyadır. Özgür medya liderlerin gerçeklerle yüzleşmesini sağlar. Ancak Erdoğan sadece Türkiye’ye değil, dünyaya açılan penceresini de kaybetti. Ve şimdi gerçek tehlike geliyor. Eğer ki darbe başarılı olursa Türkiye, hiçbir lider doğan boşluğu dolduramayacağından bölünmüş bir ülke olarak kalacaktır. Ama darbeden sağ salim çıkması halinde Erdoğan’ın bu defa da baskıyı ve tasfiyeyi artırması ve her türden komploya inanması muhtemel.


TÜRKİYE’DE DARBE NİÇİN BİR ÜMİT?
Amerikan Girişimcilik Enstitüsü, 15.7.2016
(…)
Her darbe trajik olsa da Türkiye’de bir ümit vardır: Ordu hiçbir zaman iktidarını sürdürmedi, daha ziyade Türkiye’de demokrasiyi rayına sokmak için anayasal denge-denetleme sistemini düzeltme arayışındaki bir bekçi rolünü oynadı.
Ümitlenmenin başka nedenleri de var. Darbenin başarılı olup olmadığını bir-iki gün içinde göreceğiz; ama şu anda devrilmiş gibi görünen başbakanlıktan gelen cumhurbaşkanı Erdoğan bir diktatördü. Hamas, el-Kaide bağlantılı Nusra Cephesi ve hatta İslam Devleti’yle flört etti.
Bazı rejimler radikal İslamcılarla flörtün kısa vadeli politika hedeflerini gerçekleştireceğine inanır; ama uzun vadede bunun bedeli her zaman ağırdır. Geçen sene Ankara ve İstanbul’da meydana gelen saldırılar, Erdoğan’ın iç halkası dışındaki Türkleri hesaplaşmanın yaklaştığına ikna etmiş olabilir.
(…)
İyi haber şu ki Atatürk’ün laik siyasi hareketi dışında Türkiye’deki hiçbir parti, karizmatik liderinin ölümünün ardından ayakta kalamadı. Erdoğan’ın alaşağı edilmesi, fikirler piyasasında gerek dindar muhafazakarların gerekse liberallerin yeniden rekabet edebilir hale gelmesinin önünü açabilir. 
Bununla birlikte Türkiye’nin geleceği güvence altında olmaktan çok uzakta. 13 yıllık iktidarı boyunca Erdoğan bürokrasiyi dönüştürdü. Genç nesillerin beynini yıkamak için eğitimi değiştirdi. İslamcı öğrencilerin en önde gelen üniversitelere girebilmek için laik olma zorunluluğunu atlatmalarına izin verdi. Bütün bürokratik kurumlara kendi partisinin kadrolarını doldurdu. O ve ailesi basını ele geçirip Amerikan karşıtı ve antisemitik komploları yayınlarında biteviye pompaladı.
Bunu tersine çevirmek hiç de kolay olmayacak,  hele de Türkiye’nin yarısı körü körüne Erdoğan destekçisiyken.
Türk ordusu da kendisini bir iç muhasebeden geçirmeli. Bu kadar uzun bir zamandır Türk toplumunu yanlış okumayı nasıl başardı? Üst düzey subaylar birlikte yaşayıp birbirleriyle sosyalleştiler; Türkiye’nin çoğuyla bağları kopuk kaldı.
Türk ordusu eğer ki şiddetli bir temizliğe girişirse bunun yansımaları nesiller boyu sürebilir. Darbe Türklerle Kürtler arasındaki asıl etnik problemleri de çözmeyecektir.
Gerçek bir reform olmazsa darbe Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı Kürt isyanını çözmeyecektir. Muhalefet de her derde deva değildir. Parti liderleri kendi partilerinin içinde birer diktatörcük olarak hareket etmekte. Üstelik çok azı karizmatik.
Türkiye’nin bariz bir kurtarıcısı yok. Zorlu bir gidişata hazır olun.


TÜRKİYE’NİN İSRAİL KARŞITI DERİN KİNİ
Amerikan Girişimcilik Enstitüsü, 29.6.2016
[Z.T.K. Türkiye’nin İsrail’le Mavi Marmara krizini çözmesinden hareketle bu yazıyı yazmış.]
(…) Bu krizi büyük ölçüde başlatan, -İsrail’den ve muhtemel Yahudilerden çok derin bir şekilde nefret eden- dönemin başbakanı Erdoğan’dı.
(…)
[İsrail’le varılan anlaşmaya CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve HDP Eş-Başkanı Figen Yüksekdağ’ın parti grup toplantılarındaki eleştirilerini Hürriyet Daily News’ten alıntılamış ve ardından yazıyı şöyle bağlamış:]
Türkiye bir zamanlar teröre karşı dayanışma içinde olan demokrasiler topluluğunun bir üyesiydi. Ama artık değil. Komplo teorileri ve İsrail karşıtı nefret Türkiye’yi Pakistan’a dönüştürdü.
Kılıçdaroğlu’nun inanmadığı halde bu tarz bir popülist söylem geliştirmesi gerektiği kanaatine varması, Türkiye’deki kamuoyunun ne denli değiştiğinin bir göstergesi. (…)
Birçok Amerikalı diplomat ve gurbetçi Türk, Türkiye’nin eski hoşgörü düzeyine ve nispi liberalizme geri dönebilmesi için Erdoğan’ın görevi bırakması gerektiği inancında. Oysa kendilerini kandırıyorlar. Türkiye artık eski benliğine dönemez, tıpkı bir hamburgerin eski haline dönüp kesilmiş ineğin canlanamayacağı gibi. Erdoğan’ın şahsi bakış açısını oluşturan dini ve mezhepçi nefret muhtemelen Türk toplumunun dokusuna kalıcı olarak sindi.


İSRAİL’İN TÜRKİYE’YLE BASİRETSİZ YAKINLAŞMASI
Amerikan Girişimcilik Enstitüsü, 27.6.2016
(…)
Diplomatlar bunu kazan-kazan durumu olarak sunacaklar. Ama öyle değil. Erdoğan, el-Kaide’yle bağlantılı “yardım örgütü”nü [Z.T.K. İHH’yı kastediyor] kullanarak krizi başlattı. (…) Hamas’a destek çıkıyor. (…)
İsrail’in Erdoğan’a güvenemeyeceğini bir kenara bırakalım. Türkiye’nin lideri ani bir manevrayla geçmiş yıllarda sayısız anlaşmaya ihanet etti. Bunu Türkiye’nin Kürtlerine sormanız yeterli. Erdoğan’ın politikaları yüzünden Türkiye giderek yalnızlaştı. (…) Türkiye aynı zamanda terörün bir destekçisi; sadece Hamas’ın değil, Nusra Cephesi ve IŞİD’in de.
Erdoğan’ın İsrail’le problemi hiçbir zaman öyle basitçe diplomatik olmadı, daha ziyade ideolojik ve dini idi. (…)
Kısaca İsrail, tıpkı daha evvel Çin’e askeri teknoloji satma arayışına girdiğinde (…) veya ahlaken çökük Güney Afrika Cumhuriyeti’ni desteklediğindeki (…) gibi, bugün de en az o dönemki kadar basiretsiz.
Açık açık konuşalım: Netanyahu da riyakar. (…) Türkiye İsrail’e İsrail’in Türkiye’ye olduğundan daha fazla muhtaç; hele de perde arkasından olsa dahi İsrail’in Mısır, Ürdün, BAE ve Suudi Arabistan’la ilişkileri filizlenirken. İsrail, Hamas’ın destekçisini güçlendirmek yerine, Erdoğan’ın bizzat kendisinin yaptığı darağacında kendi kendisini asmasına izin vermesi çok daha iyi olurdu. Ve Erdoğan Türkiye Kürtlerine yönelik yakıp yıkma operasyonunu uygularken İsrail’in Kürtlerin tarafında durması daha tercihe şayandı. Erdoğan’ın Hamas’a destek için söylediği her söz, Türkiye Kürtlerine desteği meşrulaştırmak için aleyhinde kullanılabilirdi.
Bazen kısa vadeli çıkarlar yerine ilkeli davranmak çok daha iyidir. Diplomatlar bugün anlaşmayı kutlayabilirler; ama İsrailliler, Kürtler ve Türkiye’nin terörünün diğer kurbanları yakında İsrail’in diplomatik basiretsizliğinin bedelini ödeyecekler.


TÜRKİYE’DE DEVRİM KENDİ KENDİSİNİ YİYOR
Amerikan Girişimcilik Enstitüsü, 3.5.2016
Uzunca bir süre Başbakan Davutoğlu, tıpkı Rusya Başbakanı Medvedev gibi, cumhurbaşkanının itaatkar kuklası rolünü oynamaktan memnun olageldi. Ama tıpkı geçmişte Türk diktatörünü muktedir kılan ve savunan niceleri gibi Davutoğlu’nun da sonu geldi.
Son haftalarda cumhurbaşkanlığı sarayı Türkiye’nin şu anda yaşadığı nice başarısızlıkların günah keçisi olarak Davutoğlu’nu tüm gücüyle hedef göstermeye başladı.  (…)
(…)
(…) Şimdiye kadar Erdoğan’la ittifak etmiş her kim varsa bir noktadan sonra hain ilan edildi. Gülen’in hizmet hareketi (…) Abdullah Gül (…)
Davutoğlu’nun ezilmesi ve aşağılanması ne anlama geliyor? Davutoğlu’nun Erdoğan iktidarının ilk gününden itibaren Türk demokrasisi ve sivil toplumunun içinin boşaltılmasına destek vermesi karşısında ona herhangi bir sempati beslemek zor. (…) Onun başbakanlıktan düşüşü pek de fazla bir şey değiştirmeyecektir (…)
Ama bu sahnenin de gösterdiği gibi Erdoğan iyice paranoyak ve intikam hisleriyle dolu durumda ki başdanışmanları da dahil Türkiye’de hiç kimse güvende değil. (…) Erdoğan’ın çöküşü sonrası toparlanma da öyle kolay olmayacak; zira Erdoğan, kendisinden sonra yeni siyasi hareketlere dönüşebilecek bütün fraksiyonları toprağa gömmeye kararlı görünüyor.


ERDOĞAN İKTİDARDA KALDIĞI SÜRECE IŞİD’İ YENMEK NİÇİN İMKANSIZDIR?
Amerikan Girişimcilik Enstitüsü, 31.3.2016
Türkiye’nin diktatörü Erdoğan Washington’da İslam Devleti’ni yenme stratejilerinin konuşulduğu bir konferansa katıldı. Bu, İran dini lideri Hamaney’i antisemitizmle mücadele konferansına davet etmek gibi bir şey.
Erdoğan Türkiye’yi “Akdeniz’in Pakistan’ı”na dönüştürdü. Diplomatlar nezaketen Erdoğan’ın terörle savaşmaya istekli olduğu hikayesini kamuoyu önünde kabullenebilirler. Ama yıllar gösterdi ki Türkiye’nin teröre karşı savaşı desteklemekten ziyade baltaladığı konusunda artık genişçe bir uzlaşma var. 
(…) Türkiye İslam Devletine katkıda bulunan ülkelerin vatandaşlarına vize bile veriyor. (…)
Erdoğan’ın temel problemi, radikal Sünni terörizmin varlığına dahi inanmaması. (…)
Sudan Devlet Başkanı Beşir’i “Müslümanlar asla soykırım yapmaz” diye savunmuştu. (…)
(…)
Erdoğan’ın Sünnilerin din üzerinden şiddeti meşrulaştırmalarını reddetmesi, hem Türkiye’yi terörizm karşısında saldırıya açık hale getiriyor hem de daha geniş anlamdaki terörizme karşı mücadele çabalarının değerini düşürüyor. (…) İroni şurada: Erdoğan makamını Kürtleri, çevrecileri, akademisyenleri, gazetecileri, ılımlı İslam Hareketi olan Gülencileri hiçbir kanıt veya yargı süreci olmaksızın teröristlikle yaftalıyor ve onun güvenlik kuvvetleri –doğru düzgün bir kanıt olmadan- Erdoğan’ın siyasi gündemine muhalefet edenleri veya kendi yakın çevresinde giderek artan yolsuzlukları eleştirenleri tutuklayıp hapse atıyor.
(…) Erdoğan’a problemin başı yerine çözümün bir parçası olarak muamele etmek kalburda su tutmaya çalışmaya benziyor.


“Türk askerler Erdoğan'ı devirebilir”, Sputnik Türkçe, 25.03.2016
ABD'nin Ortadoğu ve Türkiye uzmanı eski Pentagon çalışanı Michael Rubin, Türkiye'de askeri darbe olasılığının yüksek olduğunu savundu.
Michael Rubin, Amerikan Girişim Enstitüsü (American Enterprise Institute) internet sitesinde yayınlanan yazısında, halihazırda Türkiye'deki durumun acınacak olduğunu, işlerin giderek daha kötüye gittiğini belirtti.
‘ÖZEL SEKTÖR BORCU KONTROLDEN ÇIKTI'
Sorunun sadece yeni terör dalgası bağlamında güvenlik sistemindeki açıkların olmadığını ifade eden uzman, ülke içindeki bazı diğer sorunları da sıraladı. Rubin, "Türkiye'nin kamu borcu istikrarlı olabilir ama özel sektör borcu kontrolden çıkıyor. Ülkenin turizm sektörü oynak, Türk parasının zayıflaması ise vatandaşların alım gücünü olumsuz yönde etkiledi" dedi.
‘DELİ SULTAN' HIZIYLA SARAYLAR İNŞA EDİYOR'
Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan'ın da kontrolden çıktığını söyleyen Rubin, "Muhalifleri hapse atıyor, basına baskı yapıyor ve ‘deli sultan' hızıyla saraylar inşa ediyor" yorumunda bulundu.
‘ERDOĞAN'IN DUYGUSAL PATLAMALARI ŞAŞKINLIK YARATIYOR'
Erdoğan'ın Anayasa Mahkemesi'ni feshetmekle tehdit ettiğini hatırlatan uzman, "Onun ani duygusal patlamaları Türkiye içinde olduğu kadar dışında da şaşkınlık yaratıyor. Hatta iktidardaki partinin üyeleri bile onun artan paranoyası hakkında fısıldaşıyor" ifadelerini kullandı.
‘ANKARA'NIN KÜRTLERLE ÇATIŞMAYI KAZANMA ŞANSI YOK'
Erdoğan'ın Kürtlerle çatışmasını da hatırlatan Rubin, "Erdoğan önce onlarla barış görüşmelerine gitti, sonra yine onlara karşı savaş açtı. Ankara'nın bu çatışmayı kazanma şansı yok, aksine ülkenin gerçekten bölünme olasılığı çok yüksek" dedi.
‘TÜRK ASKERİ DURUMUN FARKINDA'
Erdoğan'ın Türkiye'yi uçurumun eşiğine getirdiğini Türk askerlerinin de farkında olduğunu kaydeden yazar, "Eğer Türk askerler, Erdoğan'ı devirerek yakın çevresini hapse atmayı düşünürse yanına kâr mı kalacak? Mantıksal analiz açısından bakıldığında evet, ancak bu tür eylemleri onaylama açısından hayır" yorumunda bulundu.
DARBE OLURSA ABD NE DER?
"(ABD Başkanı Barack) Obama idaresi başkanlık seçimleri arifesinde olası darbe liderlerine yönelik eleştirinin ötesine gitmez, özellikle de bu liderler ülkede demokrasiyi onarma yönünde net adımlar atarsa" diyen Rubin, bu konuda şu değerlendirmede bulundu:
"Washington, (2013'te devrilen Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed) Mursi'ye üzüldüğü gibi Erdoğan'a üzülmeyecek. Eski Mısır liderinin demokrasiye bağlılığı hâlâ tartışma konusu olabilir belki ama mevcut Türkiye cumhurbaşkanı durumunda bu konu aktüel değil. Hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler yeni rejimle çalışmaya hazır olacak."
Türkiye'nin NATO üyeliğinin olası askeri darbe için engel olmayacağını ifade eden Rubin, yeni yönetimin batılı insan hakları savunucularının Türkiye'deki ihlallere ilişkin eleştirileri azaltmak için hemen gözaltındaki gazetecileri serbest bırakacağı ve Erdoğan'ın ele geçirdiği medya kuruluşlarını hak sahiplerine iade edeceği tahmininde bulundu.
Uzman, "Bunun yanında, eğer yeni olası iktidar samimi bir şekilde Kürtlerle işbirliği yapmaya hazır olduğunu gösterirse Washington onları destekler" diye ekledi.
Rubin, "Şu iki faktör, zaten kırılgan olan Türk politikasının daha da zayıflayacağını gösteriyor: İç anlaşmazlıkların artması ve olası darbenin Türk askerleri için ciddi sonuçlar doğurmayacak olması" iddiasında bulundu.



1 yorum:

  1. michael rubin'in what if pkk wins yazsını türkçeye çevirip yayınlar mısınız ? İngilizcem yetmiyor, zaten vaktim de yok oturup çevirmeye

    YanıtlaSil