11 Temmuz 2016 Pazartesi

G.FRIEDMAN: ABD DIŞİŞLERİ MUHALİFLERİNİN PROBLEMİ



AMERİKAN DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI MUHALİFLERİNİN PROBLEMİ

George Friedman (Amerikalı siyaset bilimci, Stratfor’un kurucusu ve 2015 yılına kadar başkanı, Geopolitical Futures’ın kurucusu ve yöneticisi)
Geopolitical Futures, 20.6.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Geçtiğimiz hafta 51 Amerikan Dışişleri Bakanlığı personeli, ABD’nin Suriye politikasını protesto eden bir bildiri yayınladı ve tüm ateşkes anlaşmalarını mütemadiyen ihlal eden Esed rejimine karşı hava saldırısı gerçekleştirilmesi çağrısı yaptı. Görünüşte bu son derece makul bir talep. Baba ve oğul Esedler 1970’ten beri zulümle ve periyodik terör dalgasıyla iktidarlarını korudular. (…)
(…)
Esedler olmadan dünyanın çok daha iyi bir yer olacağına şüphe yok. Rejim düşene kadar Şam’ı bombalamak da ahlaki açıdan arzu edilen bir şey. (…)
(…)
(…) Esed bir ölüm kalım savaşı veriyor ve hayatı, ordusunun onun kazanma iradesine güvenmesine bağlı. (…) Esed merhametsiz bir savaşı sürdürmekle feci bir yenilgi arasında herhangi bir orta yolun bulunmadığı bir durumda. (…)

Dolayısıyla hava saldırılarının onu ateşkes anlaşmalarına uymaya zorlayacağı fikri, Esed’in içinde bulunduğu durumu anlamaktan epeyce uzak. Tek gerçekçi seçenek ise rejimi devirmek için hava kuvvetlerini kullanmak. Bunu imkan dahilinde farz edelim; peki acaba bu iyi bir fikir mi?

İç savaşın başında bu mükemmel bir fikir olabilirdi. Ama artık güç mücadelesi veren birçok berbat grup var ortada ve bunların en başında da İslam Devleti (İD) geliyor. Şu anda İD, kontrolündeki alanlardan geri çekiliyor ve bana göre bunun temel sebebi, stratejik bir karşı-saldırı için kuvvetlerini muhafaza etmek. Bu fikrimde yanılmış olsam bile, İD’in mağlup edildiğine dair henüz ortada hiçbir emare yok.

ABD Suriye’de Irak’a benzer bir durumla yüzleşiyor. (…)

Suriye’de ABD, her ikisi de kendisine düşman olan Esed rejimi ve İD’le karşı karşıya. Bunların dışında farklı ideolojilere ve kapasitelere sahip bir dizi muhalif grup var. Bir de her biri kendi oyununu oynayan Ruslar ve Türkler devrede. Peki, bu şartlar altında Esed rejimi yıkılırsa boşluğu kim dolduracak? Dışişleri Bakanlığı muhaliflerinin cevabını vermesi gereken asıl soru bu.

Eğer ki ABD, eşzamanlı olarak hem İslam Devleti’yle savaşmak hem muhalif savaşçıların kaosuna bir düzen getirmek hem de bizzat Suriye’yi yönetmeye çalışmak istemiyorsa rejimin çöküşünü engellemekten başka bir seçeneği yok. (…) Muhaliflerin istediği hava saldırılarının sonucu öngörülebilir değil.

Suriye savaşını iki oyuncuya indirince bir yanda Esed, diğer yanda İslam Devleti kalıyor. Her ikisiyle aynı anda savaşa girmek hiç de hoş olmayan sonuçlar doğurabilir. Bunlarla sırayla savaşıp daha tehlikeli olanı öne almak mantıklı. Ardından diğer güç kendi rızasıyla silah bırakabilir veyahut, eğer bu gerçekleşmezse, sürecin gidişatını bizzat sen belirleyebilirsin. Savaşın gidişatını belirlemek hayati bir konudur; zira bu, daha ihtiyatlı bir şekilde askeri kuvvetleri konuşlandırmaya imkan verir. Şu anda Esed’e yönelik hava saldırısı başlatmak ABD’yi hüsrana uğratabilir.

Sırayla savaşmanın en iyi örneği, İkinci Dünya Savaşı esnasında Amerikan Başkanı Franklin D. Roosevelt’in Sovyet lider Josef Stalin’le ittifak kurma kararıydı. Roosevelt Hitler ile Stalin’in eşit derecede birer canavar olduğunu pek tabii ki biliyordu. Ama ikisiyle aynı anda savaşa tutuşursa yenilebileceğinin de farkındaydı. Ayrıca Stalin’in Hitler’le savaşı sürdürmesine izin vermesinin ABD’ye çok daha düşük maliyetli bir zafer getireceğini de görüyordu. Dolayısıyla ahlaken eşdeğer olmakla birlikte çok daha tehlikeli olan Hitler canavarını mağlup etmek için Stalin canavarıyla ittifakı tercih etti.

Bu bazılarının tepkisine yol açabilir. Ama Esed her ne olursa olsun bir Stalin değildir ve onunla bir ittifaka girmek de gerekmez. Ancak şu aşamada onu yok etmek erken olacaktır. Esedsiz bir Suriye, şu aşamada, onu sağ bırakmanın sonuçlarından çok daha kötü olacaktır. Eğer bundan şüpheniz varsa Kaddafi ve Saddam örneklerini hatırlamanız yeterli. Esed’le baş edeceğimiz vakit de gelecek, ama henüz bunun sırası değil.


Daha geniş çaplı stratejik durumu dikkate almayanlar Esed rejimine karşı hava saldırılarını ahlaki bir zorunluluk olarak görebilirler. Ama stratejik durum dikkate alınırsa ortada çeşitli ahlaki zorunluluklar var ve hepsiyle bir arada baş edilebilmesi mümkün değil. Roosevelt’in Stalin’e yaklaşımı örneği –ki bu, çok daha büyük bir ahlaki meydan okumaydı– akıllara gelmeli. Her şeyin bir önem sırası vardır ve şu anda İD Esed’den çok daha tehlikeli.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder