5 Haziran 2016 Pazar

STRATFOR - IRAK’TA IŞİD’E KARŞI SAVAŞ İÇİNDE SAVAŞ


IRAK’TA IŞİD’E KARŞI SAVAŞ İÇİNDE SAVAŞ

Stratfor rapor özeti, 27.4.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Tahminler
İslam Devleti (İD)’ne karşı operasyonlarda işbirliği yapan Irak’taki birçok milis grup, geri kazanılan topraklar için birbirleriyle rekabete tutuşacaklardır. 
Irak’taki siyasi ve etnik gruplar, kendilerine bağlı milislerin kaydettikleri kazanımları, Bağdat’taki güçlerini artırmak için kullanacaklardır.
İD’e karşı savaşta İran destekli Şii milislerin önemi, Şii cemaatindeki İran yanlısı kesimin siyasi nüfuzunu artıracaktır.
İran ve Türkiye destekli milisler arasındaki rekabet, Irak üzerindeki bölgesel rekabeti açığa çıkaracaktır.

Analiz
Irak’ta İD’e karşı savaş, bir bakıma ülkedeki derin parçalanmışlığı maskeliyor. Cihadi gruplara karşı mücadelede Irak’taki birçok etnik ve dini grup sıklıkla birbirleriyle işbirliği yapıyor. Cihadi gruptan toprakları geri alma arzusuyla birleşen Kürt peşmergeler, Şii milisler ve Sünni aşiret milislerinin yanı sıra Irak hükümet birlikleri şimdiye kadar bir sürü ortak operasyon gerçekleştirdi. Ancak her biri daha fazla kaynak, toprak ve siyasi nüfuz peşindeki bu grupların hedeflerindeki rekabet, onları önünde sonunda çatışmaya sürükleyecektir. Operasyonlar devam ederken bu gruplar arasında çoktandır var olan gerilimler zaten açığa çıktı. Ortak düşmanlarını [yani İD’i] bertaraf ettikçe aralarındaki nüfuz ve kontrol mücadelesi iyiden iyiye ayyuka çıkacaktır. 

Her ne kadar Irak’ın etnik ve dini cemaatleri farklı şekillerde ülkeye nüfuzlarını yaymaya çalışsalar da hepsinde ortak olan önemli bir araç var: milis kuvvetleri. Irak’ta toprak iddiası sıklıkla güç iddiasına dönüşüyor. Bu büyük ölçüde Irak güvenlik birimlerinin zafiyetinin bir alameti.  Cephe hatlarındaki 150 binden az askeri birlikleriyle Irak ordusu, kötü liderlikten ve lojistikten, düşük maaşlardan ve zayıf moralden muzdarip. Sonuç olarak Irak’taki milisler, Irak güvenlik birimlerinin çok ihtiyaç duyduğu desteği kendilerine doğru çekerek öne çıktılar Aynı zamanda milislerin kendi gündemleri de var.

Kürt talepleri
Kürt peşmergeler bu gidişatın en dikkat çekici örneği. İD’e karşı savaşta peşmergeler hayati bir rol oynadılar; sadece saldırıları geri püskürtmekle ve [İD’in ele geçirmiş olduğu] topraklarda ilerlemekle kalmadılar, Irak güvenlik kuvvetlerinin geri dönüşünden sonra da bu toprakları ellerinde tutmayı sürdürdüler. Şu anda Kürtler, yıllardır üzerinde hak iddia ettikleri ama Kürdistan Bölgesel Yönetimi sınırlarının dışında bulunan, Selahaddin ve Diyala vilayetlerindeki toprakları kontrolleri altında tutuyor. Bunların en ihtilaflısı, Kürt liderlerin “Kürtlerin Kudüs”ü dedikleri Kerkük. 2014’te Kerkük’ü almalarından bu yana kontrolleri altındaki bölgelerde bulunan petrol sahalarındaki petrolleri dış piyasalara ihraç ederek büyük kazanımlar elde ediyorlar.

Kürtlerin ele geçirdikleri topraklar farklı etnik grupları barındırıyor. Ancak büyükçe bir Kürt nüfus da bulunduğundan Erbil bu toprakları resmen Kürt bölgesine katmak istiyor. Bunu başaramasa dahi bölge üzerindeki kontrolünü Bağdat’tan siyasi tavizler koparmak için kullanıyor. Hükümetin Irak Kürdistan’ıyla gelir paylaşımı anlaşmasına varmasını, Kürtlerin bağımsız bir şekilde petrol ihracına izin vermesini veya hükümette Kürt bakanların temsilinin artırılmasını isteyebilirler. Şu anda Kürtler hükümette 3 bakanla temsil ediliyorlar; ancak bakanlıkların %20’sini talep edegelen Kürtler, Başbakan Haydar el-İbadi’nin önerdiği reformların onları görevlerinden edeceğinden endişeliler. İD’e karşı mücadelelerinde daha fazla toprak elde ederek Kürtler, daha fazla kaynağa ve bu sayede Bağdat’ta daha fazla siyasi güce erişecekler.

Bağdat Kürtlerin bu bölgeleri kontrol etmesine karşı çıksa da şimdilik Irak güvenlik birimleri kuvvet kullanarak toprakları geri alabilmek için çok az yere yayılmış durumdalar. Bunun yerine Şii milisler toprakları işgal etmekte ve bu bölgelerde Kürt peşmergelerle giderek daha fazla çatışmaktalar.  Bu da iki gücün, cephede savaşacak 40.000’i aşkın askere ihtiyaç duyulduğu Musul gibi çok daha büyük operasyonlarda işbirliği yapıp yapamayacağı konusunda büyük şüphelere yol açıyor.

Musul operasyonunda peşmerge önemli bir rol oynayacak. Ancak Kürtler ve Iraklı yetkililer birliklerin şehrin içine girmemesi konusunda ısrarcılar. Peşmerge daha ziyade Musul çevresindeki toprakları geri almakla görevli; yani İD savaşçılarının başka yerlere dağılmalarını engellemek üzere Musul’un kuzeyi ve doğusunu tutacak bir destek kuvveti olarak hizmet edecek. Bağdat için Musul’da Kürt kuvvetlerinin gelecekteki varlığı rahatsız edici; zira bu, Kürtlerin Irak’ta çok daha fazla alanı ele geçirmelerine yardımcı olabilir. Gerçekten de Musul Kürtlere cazip bir fırsat sunuyor. Kürtlerin hep Musul’un Arap nüfusuyla yakın ilişkileri olageldi; dolayısıyla Kürt kuvvetler, Irak’ın büyük havaalanlarından birine ev sahipliği yapmakla övünen Musul’da bu tarz önemli altyapılara erişimden faydalanabilirler. Daha da cazip olanı, Musul yakınlarındaki toprakların (dağlık Irak Kürdistan’ının aksine) tarıma elverişli olması ki bu, Kürtlerin gıda güvenliğini artırabilir.

Ancak gerçekte bu, Kürtler için imkânsız bir iş de olabilir. Zira zaten şu anda [Erbil yönetimi] Kürt bölgesinin güvenliğini sağlamakla görevli 160 bin kişilik peşmergeye maaş ödemekte dahi çok zorlanıyorlar. Musul’u alıp işgal edebilmek için Kürt kuvvetlerinin öncelikle İD’le, ardından da buralarda Kürt kontrolüne meydan okuması kuvvetle muhtemel olan Irak güvenlik birimleriyle ve Şii milislerle çarpışması gerekiyor. Yine de beklenenden daha fazla Kürt kuvveti Musul operasyonuna dâhil olursa eğer, peşmergeler ile onların yayılmasına karşı olan Şii milisler arasında çatışma çıkma ihtimali sözkonusu.

Artan Şii nüfuzu
Irak güvenlik kuvvetlerinin İD’den özellikle Bağdat, Ramadi, Tikrit ve Felluce’yi geri almasında Şii milisler çok kilit bir rol oynadı. Başta Irak’taki Şii cemaatinin marjinalleşmesine karşı kurulan milisler sadece İran tarafından eğitildi ve desteklendi. Son dönemde bu milisleri Irak hükümetinin emri altına sokmaya dönük çabalar olsa da İran hala bu birliklerin ekseriyetini kendisi eğitiyor ve finanse ediyor. Büyük Ayetullah Ali Sistani’nin Haziran 2014’te Iraklı bir paramiliter kuvvet oluşturulması fetvasının ardından Irak İçişleri Bakanlığı onlarca Şii halk seferberlik gücünü Haşdi Şa’bi adı altında bünyesine kattı. Öyle ki milis liderler bu birliğe hâkim oldu: Irak Hizbullah Tugayı’nın başındaki Ebu Mehdi el-Muhandes, Haşdi Şa’bi’nin başkan yardımcısı olarak görev yapıyor. Her ne kadar Irak’ın 2016 bütçesinden Haşdi Şa’bi için 2 milyar dolarlık pay ayrılsa da bu birliklere desteğin çok büyük bir kısmı hala İran’dan geliyor.

İran, Haşdi Şa’bi’ya bağlı sayıları yaklaşık 110.000’e varan milislerin büyük bir çoğunluğunu bizzat destekliyor. Aslında Tahran, Irak’ta kendi siyasi hedeflerine ulaşmak için askeri birlikler üzerinde nüfuzunu kullanıyor. Şii milislerin çoğu, İran ordusunun dış operasyon gücü olan Kudüs Tugayları’nın doğrudan komutası altında. Ayrıca Irak’ın en etkili milislerinden bazıları –Asaib Ehlu’l-Hak, Bedir Tugayları ve Hizbullah Tugayları– tamamen Tahran’la müttefik olup ondan eğitim ve mali destek alıyorlar. Bu milislere bel bağlayan Irak güvenlik kuvvetleri de İD’e karşı mücadelede İran desteğine bağımlı.

Ancak tüm Şii milisler de Tahran’a ayak uydurmuş değil. Irak siyasetinde en etkili ve güvenlik birimlerinde en fazla temsil edilen kesim Şii cemaati olsa da o da kendi içinde bölünmüş durumda. 20.000’i aşkın mensubuyla (Şii lider Mukteda es-Sadr’a bağlı) Barış Tugayları, İran’dan az çok bağımsızca hareket ediyor ve hatta –tıpkı Sistani gibi– ülkedeki İran nüfuzunu eleştiriyor. Şu anda İran muhalif Şii kuvvetleri kendi safına çekmeye çalışıyor. Irak Şiilerini Tahran’ın himayesi altında konsolide etmek için İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’tan Şii milisler arasında daha fazla işbirliğini teşvik için nisan ayının ikinci haftasında (11 Nisan’dan itibaren) Lübnan’da bir toplantı düzenlemesini istedi. Davetliler arasında Barış Tugayı lideri Sadr, Sistani’nin bir temsilcisi ve eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki de vardı. Şii milislerin İD’e karşı operasyonlarındaki kazanımları, Bağdat’ta İran yanlısı siyasi bloklara, yani Irak Yüksek İslam Konseyi veya Maliki’nin Kanun Devleti koalisyonundaki bazı bileşenlere daha da fazla siyasi güç katacaktır.

Sünni milislerin rolü
Sünni milisler ise Kürt ve Şii grupların sahip olduğu eğitimden ve teçhizattan mahrumlar; ama buna rağmen İD’e karşı savaşta kilit bir rol oynuyorlar. Özellikle Sünni milisler Sünni nüfuslu alanların geri alınmasında ve elde tutulmasında yardımcı olacaklar; zira yerel nüfus nezdinde Irak güvenlik birimlerine kıyasla nefreti körükleme ihtimalleri daha düşük. Ayrıca Sünni katılımı, Irak Sünnileri arasında hükümet karşıtı hissiyatla mücadeleye de yardımcı olacaktır ki aksi bir durum [yerel Sünnilerden] bazılarının İD’e katılımına yol açacaktır. Milislere gelince, onlar savaşa aslen Şii milislerin varlığını azaltmak için katılıyorlar. Enbar Vilayetinde iki grup başarılı bir şekilde işbirliği yaptı. Ama Musul ve Felluce’ye sıra geldiğinde aralarında daha fazla ihtilaf çıkabilir; zira Şiiler arasında, bu vilayetlerde yaşayan Sünni grupların bizzat İD’i davet ettiği yönünde yaygın bir kanaat var. Bu kanaat, zaten kaba kuvvet kullanan Şii milislerin bu bölgelerdeki operasyonlarda [Z.T.K İD militanları ile sivil halk arasında] daha az seçici davranmalarına yol açabilir ki bu da Sünni muhataplarıyla çatışmalarını tetikleyebilir.

Ancak Sünni milislerin oynayacağı rolün de sınırları var. Öncelikle Irak devletine herhangi bir toprak parçasını devretmekte isteksiz olacaklardır. Saddam Hüseyin’in devrilmesinin akabinde Sünniler Baassızlaştırma politikası çerçevesinde fiilen siyasetten ve askeriyeden dışlandılar. Bu haklarından mahrum bırakılmanın ışığında bugün Sünnilerin temel hedefi, hükümette daha fazla temsiliyeti ve Şii milislerin zulmünden korunmayı içeriyor. Her şeyden evvel Sünniler Bağdat’ın Sünni milisleri orduya entegre etme sözünü tutmasını istiyor. Her ne kadar Başbakan İbadi, Şubat 2015’te bu teklifi imzalaması için hükümetini ikna etse de Irak’ın Şii yoğunluklu meclisi Sünni savaşçıların silahlandırılmasına karşı çıkıyor.

İD’e karşı savaşa katılma karşılığında Sünni milisler siyasi taviz isteyecektir. Başbakanlığı boyunca İbadi, genellikle en üst siyasi mevkileri ülkenin dini ve etnik grupları arasında paylaştıran zımni anlaşmaya uydu. Ancak son dönemde yeni bir teknokratlar hükümeti kurulması yönündeki halk talebi Irak’ın tüm diğer siyasi meselelerini gölgede bıraktı. Kısa süre evvel Irak meclisi bir Sünni olan meclis başkanını oylarıyla makamından indirdi. Sünnilerin çoğu şu anda meclis başkanının görevine dönmesi için mücadele veriyor. Irak siyasi sisteminde daha da marjinalleştirilmelerini engellemek için Sünniler hükümette daha fazla temsil edilme çağrısı yapacaklar ve diğer taleplerin yanı sıra savunma bakanlığı koltuğunda bir Sünni’nin oturmaya devam etmesi için ısrarcı olacaklar.


Kürt, Sünni ve Şii milisler Irak güvenlik birimleriyle birlikte İD’e karşı savaşırken aynı anda birbirleriyle de rekabet içinde olacaklar. Onların rekabeti, salt bir mezhepçi rekabet olmakla kalmayıp Irak üzerinden verilen uluslararası mücadelenin bir yansıması. Türkiye’nin –Sünni Haşdi Vatani birliklerini ve peşmerge savaşçılarını desteklemek için kurduğunu iddia ettiği– Kuzey Irak’taki askeri üsleri, Iraklı Şiiler arasında şüphelere yol açıyor. Bağdat –ve Tahran– Türkiye’nin Kuzey Irak’taki zeminini güçlendirmek için milislere yardım ettiğinden endişeli. Ne zaman ki İD mağlup edilir ve ardından Irak üzerindeki birçok yerel ve bölgesel çıkar sahipleri kendi öncelikli gündemlerine odaklanırsa, işte o zaman kızılca kıyamet koparak gerçek bir savaş başlayacaktır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder