30 Nisan 2016 Cumartesi

M.O’HANLON - SURİYE’DEKİ İÇ SAVAŞ NASIL SONA ERECEK?


SURİYE’DEKİ SAVAŞ NASIL SONA ERECEK? DİĞER İÇ SAVAŞLAR BİR CEVAP SUNUYOR

Michael O'Hanlon (Brookings Enstitüsü dış politika programı başkanı ve Kara Savaşının Geleceği kitabının yazarı)
Washington Post, 3.9.2015

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Suriye’deki iç savaş bitmeyeceğe benziyor. (…)
Obama yönetimi büyük Ortadoğu’daki üçüncü büyük çatışmadan ABD’yi uzak tutmayı başardı ama Suriye politikası cebelleşiyor. Beklentilerin aksine Cumhurbaşkanı Esed parası tükendiği ve ordusu çöktüğü halde iktidardan devrilmedi. Ilımlı bir silahlı muhalefet oluşturma çabası genel olarak başarısızlığa uğradı. Yeni bir koalisyon hükümeti kurulmasının tasarlandığı Cenevre barış sürecinde ilerleme kaydedilemedi. Suriye’nin kuzeyinde güvenli bir bölge kurulması öngörülen yeni Amerika-Türk planı, bu bölgeyi kurmak ve korumak için gerekli kuvvetin olmamasından dolayı pek de bir anlam ifade etmeyebilir. Bir uzlaşma olsa bile, Suriye ordusunun eli bu denli kana bulaşmışken, İslam Devleti ve Nusra’nın ideolojisi bu denli radikalken ve ılımlı muhalefet bu kadar zayıf ve parçalıyken ülkede barışı kim koruyacak?

Suriye iç savaşının son kertede nasıl biteceğini tasavvur etmek için genel anlamda iç savaşların nasıl sona erdiğine ve Suriye örneğinde hangi yaklaşımın uygulanabilir olduğuna bakmak yardımcı olabilir.

Bir savaşı sona erdirmenin en kesin yolu, bir tarafın diğerini yenmek suretiyle tam anlamıyla askeri bir zafer kazanmasıdır; Ruanda Yurtsever Cephesi’nin ayaklanarak 1994’te Hutu öncülüğündeki soykırıma karşılık vermesinde olduğu gibi. Harrison Wagner gibi uzmanlar, bunun iç savaşı bitime yollarından en istikrarlısı olduğunu savunuyorlar. Tabii ki kalıcı zaferler çoğu zaman kaypaktır da/ elden avuçtan çabucak kayabilir de; zira yenilen grup, yaralarını sardıktan sonra yeniden örgütlenip savaş planı yapabilir. Suriye’ye gelince, iki en güçlü grubun da –yani Esed ordusu ile İslam Devleti cihatçıları- galip gelmesi Batı’nın çıkarları açısından kabul edilemez.

İç savaşı bitirmenin ikinci muhtemel yolu, bir tarafın kazanması için dış güçlerin müdahalesidir. Son 15 yıldır Amerikan öncülüğündeki savaşların ötesinde bunun modern anlamda iyi örnekleri, Uganda’da Idi Amin’i deviren Tanzanya ile Kamboçya’da Kızıl Kmerleri mağlup eden Vietnam ordusudur. Ama hâlihazırda bölgede bunu yapabilecek araçlara sahip olan sadece Türkiye (veya İsrail) ve uzaktan böyle bir operasyona girişme kapasitesine sahip olan da sadece ABD. Ama Ankara da Washington da (İsrail de) böyle bir role ilgi duymadığından her ikisi de umutsuz vaka.

Diğer bir seçenek ise barışı getirecek [taraflar arasında] bir anlaşmalı uzlaşmadır. Bugün Suriye’de girişilen yaklaşım işte budur. Ama bu seçenek de çatışan tarafların çatışmaya artık mecali kalmadığı noktada işe yarar; yani umumiyetle (Soğuk Savaş’ın ardından Angola ve Mozambik veya Orta Amerika’nın bazı bölgelerinde olduğu gibi) 10 yıl veya daha fazla süren savaşlarda veya (şu sıralar Kolombiya’nın FARC’la mücadelesinde olduğu gibi) bir tarafın savaşı kazanmayacağını artık kabul ettiği ama tamamen yenilgiye de uğratılamadığı durumlarda. Ayrıca barış anlaşmasının uygulanabilmesi için de güvenilir bir barışı koruma gücüne veya görece güven duyulan bir orduya ihtiyaç duyulur (…). Suriye’de bugün böyle bir tarafsız askeri güç bulunmamakta.

Son seçenek parçalanma veya konfederasyondur. -Hedef ister yeni ülkeler kurmak isterse zayıf bir merkezi hükümete bağlı özerk bölgeler oluşturmak olsun- parçalanmayı telaffuz etmek şüphesiz ki hayata geçirmekten daha kolaydır. Ama eğer taraflar birlikte çalışmaları gerektiğini kabul ederlerse ve hem adil hem de askeri açıdan uygulanabilir olarak görülen tabii yollardan toprakları ayırma imkanı varsa parçalanma işe yarayabilir. Bosna ve Kosova savaşları, Eritre ile Etiyopya arasındaki savaş, Sudan’daki iç savaş hep bu şekilde nihayete erdi – her ne kadar ekseriyetle çok fazla kan akmasının ardından ve yeni sınırın çekildiği bölgeler boyunca uluslararası barışı koruma misyonlarının yardımıyla olsa da.

Bütün bu dört seçenekten sadece sonuncusu Suriye için realist bir seçenek gibi duruyor. Bu planın bile uygulanması, -ülkenin birçok merkezi şehirlerinin etnik açıdan karışıklığı dikkate alındığında- zor görünüyor. Ama diğer stratejilerin pek de fazla bir ümit sunmadığı bir ortamda, en azından bu son seçeneğin uygulanma şansı var.

Bunun temel sebebine gelince, Suriye üzerinde herhangi bir anlaşmaya varıldığı takdirde şu an için ilk üç seçeneğin uygulanmasını sağlayabilecek uygun bir aday ortada yok. Çatışmanın tarafları çok aşırı radikaller, birbirlerine karşı son derece güvensizler ve doğru dürüst bir askeri sonuçtan tamamen uzaklar. Hiçbir dış güç de ülke çapında bir çözümü dayatacak iradeye ve araçlara sahip değil.

Federal bir düzenlemede barışı koruma gücü gerekecek (…) Şüphesiz şiddet ve güçlerin testi olacak – dolayısıyla Amerika da (…) 10 bin ila 20 bin askerle bu barışı koruma gücünün bir parçası olmak durumunda, belkemiğini oluşturmak ve güvenilirlik katmak için. Ayrıca bu tarz bir anlaşma da hem İslam Devleti’nin hem de Esed’in tamamen veya kısmen yenilgisini gerektiriyor (…). Dolayısıyla bu, ancak ılımlı muhaliflerin güçlendirilmesinin ve çok daha fazla askeri ilerleme kaydetmesinin ardından gerçekleşebilir.

Bu da daha ileri bir aşamaya işaret ediyor. ABD ve müttefikleri ılımlı gruplara yardımlarını genişletmeli, [ve böylece] diğer hususların yanı sıra sadece İslam Devleti’ni değil Esed’i de hedef almak isteyenlerle birlikte çalışmayı engelleyen [eğit-donatta olduğu şekilde] güvenlik incelemesi standartlarını gevşetmeli. Ilımlı güçler genişletildiğinde ve Suriye içinde güvenilir ayak basacak yerler oluşturulduğunda (…)
(…)

Suriye’de ağır çekim bir soykırım yaşanıyor ve bu, gerek bölgedeki Amerikan müttefiklerini gerekse dünyadaki Amerikalıların hayatını riske sokuyor. Buna karşı uygulanabilir bir stratejimiz yok. Konfederal bir Suriye için çalışmak, geleceğe dönük en ciddi seçeneği bulma noktasında en büyük ümidi sunuyor.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder