1 Haziran 2010 Salı

21. YÜZYILIN UTANÇ DUVARLARI

SİYONİZM DÜŞÜNDEN İŞGAL GERÇEĞİNE FİLİSTİN (İHH İnsani Yardım Vakfı Yayınları, 2009, 6. baskı) adlı kitapta Zahide Tuba Kor tarafından kaleme alınan bir bölümdür (s.167-172).

NOT: Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.


21. YÜZYILIN UTANÇ DUVARLARI
İsrail’de Yahudilerle Filistinlileri fiziki bir engelle ayırma fikrini ilk defa ortaya atan 1992’de başbakan İzak Rabin olmuştur. Barış süreci devam ederken 1994-96 arasında Gazze-İsrail sınırına çekilen tel örgüler ve Gazze-Mısır sınırına örülen beton duvar, 2002’den itibaren Batı Şeria’yı çevrelemeye başlayan utanç duvarlarının öncüsü ve modeli olmuştur. İsrail’in “güvenlik duvarı” dediği 21. yüzyılın bu ilk devasa duvarları, Filistinlilerce “utanç duvarı”, “ırkçı duvar”, “ayrılık duvarı”, “sömürgeleştirme duvarı” gibi tabirlerle adlandırılmaktadır.

İsrail’in ısrarla intihar eylemcilerinin sızmasını engellemek üzere güvenlik amacıyla geçici olarak inşa ettiğini iddia ettiği duvar, aslında güvenliği sağlamaktan ziyade zaten zor şartlarda yaşamakta olan Filistinlileri gettolara hapsederek hayatlarını daha da çekilmez bir hale getirmektedir. İsrail’in amacının salt güvenlik olmadığının en önemli göstergelerinden biri duvarın güzergahıdır. Zira duvar, 1949 Ateşkes Hattı olan Yeşil Hat’tan geçmek yerine, Yahudi yerleşimlerinin çoğunu, en verimli Filistin topraklarını, su yollarını ve yer altı su kaynaklarını kapsayacak, İsrail’in stratejik noktalar üzerindeki hakimiyetini sağlamlaştıracak ve fiili sınırları çizecek şekilde Filistin toprakları içinde kıvrıla kıvrıla, hatta kimi bölgelerde 5 ila 20 kilometre kadar içeride inşa edilmektedir. Ayrıca duvar, Filistin şehirleri ile kırsalını birbirinden ayırmakta, hatta bazı Filistin bölgelerini çepeçevre kuşatmaktadır. Bu haliyle duvar, işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail’in yavaşça ve sessizce gerçekleştirdiği etnik temizlik stratejisinin bir parçasıdır.[1]

Kilometre başına maliyeti 1,6 milyon dolar olan duvar, çoğu yerde 8 metre yükseklikte olup tamamlandığında, Berlin Duvarı’nın uzunluğunun 10 katından fazla ve yüksekliğinin 2 katı olacaktır. Sensörlerin ve kameraların yanı sıra her 200 metrede bir gözetleme kulesi bulunan duvar, elektrikli tel örgülerle, iki metre derinlikte ve dört metre genişlikte hendeklerle çevrilidir. Duvarın yakınlarında kimsenin dolaşmaması için uzaktan kumandalı silahlar bulunmaktadır. Kimi bölgeler ayak izlerinin takip edilebilmesi amacıyla kumlarla kaplanmıştır. Duvarın her iki tarafında da İsrail askerlerinin sürekli devriye gezdikleri birer yol vardır. Bu haliyle duvar, kimi bölgelerde 60 ila 100 metre genişlikte bir alanı kaplamaktadır. Yüksek duvarlar, hendekler ve ileri teknoloji ile donatılmış böylesi yüksek maliyetli bir yapı, gerçek amacın geçici bir güvenlik tedbiri olmadığının en açık kanıtıdır.

Ocak 2008 itibariyle %58’i tamamlanmış ve %9’unun inşası devam etmekte olan duvar tamamlandığında:
• 723 kilometreyi bulacak ve bu haliyle 1949 Ateşkes Hattı’nın iki katından daha uzun olacaktır.
• Sadece %13’ü Ateşkes Hattı’ndan, geri kalan %87’si ise Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ün içinden geçecektir.
• Batı Şeria’nın sadece %54,5’i Filistinlilere kalacak; İsrail, bölgenin %45,5’ini duvarın dışında bırakarak el koyacaktır.
• Doğu Kudüs hariç Batı Şeria’daki toplam 210 bin Yahudi’nin (yani yerleşimcilerin %76,2’sinin) yaşadığı 48 yerleşim birimi duvarın dış tarafına çıkarılmış olacaktır.[2] Doğu Kudüs’tekiler de dahil edildiğinde 385 bin yerleşimci duvarın dışında kalacaktır. Böylece %28,5’i Ürdün Vadisi’nde olmak üzere toplam %36,5’lik toprak Yahudi yerleşimleri için Batı Şeria’dan koparılacaktır.
• Batı Şeria’da yaşayan Filistinlilerin yaklaşık 35 bini ile Doğu Kudüs’teki 250 bin Filistinlinin ekseriyeti duvarın dışında kalacak (toprakların %9’undan fazlası); Batı Şeria ile Doğu Kudüs’ün bağlantısı kesilecektir.
• Doğu Kudüs hariç 28 bölgede yaşayan yaklaşık 125 bin Filistinli üç tarafından duvarla çevrilecektir.
• Doğu Kudüs hariç 8 bölgede yaşayan yaklaşık 26 bin Filistinli dört tarafından duvarla çevrilecek; sadece bir tünel veya yol ile Batı Şeria’ya bağlanabilecektir.
• İç göçe maruz kalan Filistinli sayısının 90 bine ulaşacağı tahmin edilmektedir. [3]

Yine duvar tamamlandığında Batı Şeria üç büyük kantona ayrılacaktır: Cenin, Tulkarim, Nablus ve Kalkilya’nın bulunduğu Kuzey Kanton; Salfit, Ramallah, kuzeydoğu ve kuzeybatı Kudüs’ü içeren Orta Kanton; Beytüllahim ve el-Halil’i kapsayan Güney Kanton. Bu kantonlar da duvarlar, kapalı askeri bölgeler, sadece Yahudilere mahsus yollar ve Yahudi yerleşimleri ile çepeçevre kuşatılmış 95 küçük parçaya ayrılmak üzeredir. Bu şartlar altında Filistinlilerin bir bölgeden diğerine gidebilmeleri iyice zorlaşacaktır.[4]

Duvar inşası insan haklarını ve uluslararası hukuku ihlal anlamına gelmekte ve BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile garanti altına alınan haklar çiğnenmektedir. Filistinlilerin serbest dolaşım hakkı (duvarlarla kuşatılan halk sadece belli noktalardan giriş-çıkış hakkına sahiptir; ancak zaman zaman İsrail askerleri kapıları uzun süreliğine kapatabilmektedir), çalışma hakkı (köylüler kendi topraklarına ulaşamamaktadır; on binlerce zeytin ve meyve ağacı sökülmüş, seralar ve işyerlerine el konmuş veya yıkılmıştır; tecrit edilen bölgelerde işsizlik oldukça yüksek oranlara fırlamıştır), mülkiyet hakkı (on binlerce Filistinlinin toprağı duvarın diğer tarafında kalmış, pek çok ev yıkılmıştır; kendi evlerinde yaşayabilmeleri için dahi Filistinliler özel izin almak durumundadır), sağlık ve eğitim hizmetleri ile temiz suya ulaşma hakkı engellenmektedir.[5]

2008 sonu itibariyle Filistin nüfusunun yaklaşık dörtte biri duvardan doğrudan etkilenmiştir; duvarın diğer tarafında kalarak tecrit edilen Filistinlilerin oranı %10,6, tarım alanları diğer tarafta kalanlar ise %12,4’tür.[6] İsrail duvar ile Yeşil Hat arasında kalan toprakları “kapalı askeri bölge” ilan etmiştir; buralardaki Filistinliler kendi evlerinde yaşayabilmek için “sürekli oturma izni”, tarlalarına ulaşabilmek için ise “ziyaretçi izni” almak zorundadır. Ancak başvurular çoğunlukla reddedilmekte, İsrail Filistinlilerin bu toprakların sahibi olduklarına bir türlü “ikna” olmamaktadır. Temmuz 2008 itibariyle tarım arazileri diğer tarafta kalanların sadece %20’si izin belgesi alabilmiştir.[7] İsrail duvar inşası için (bazen askeri kararla bazen de doğrudan el koyarak) istimlak ettiği Filistinlilerin topraklarının bedelini çoğu zaman ödememekte, ödediğinde ise oldukça düşük meblağlar vermektedir. Yine duvarlarla kuşatılan bölgelerde yaşayan Filistinliler, sağlık problemleriyle karşılaştıklarında vaktinde hastanelere ulaşamamakta; on binlerce öğrenci ise duvarın diğer tarafında kalan okullarına ya hiç ulaşamamakta ya da ulaşabilmek için pek çok engeli aşmak zorunda kalmaktadır.

Duvar inşasının Filistinliler üzerindeki olumsuz etkilerine en çarpıcı örneklerden biri Kalkilya’dır. 42.000 nüfuslu bir zamanların zengin pazar şehri olan, Batı Şeria’nın su kaynaklarının yaklaşık yarısının bulunduğu, bölgenin meyve-sebzesinin %42’sini üreten ve hatta ürettiklerini İsrail ile Körfez ülkelerine ihraç eden Kalkilya’nın şu anda üç tarafı duvarlarla çevrilidir. Batı Şeria’ya tek ulaşım imkanı, doğu tarafındaki açıklık ile duvarın altından geçerek güneye giden tüneldir. Duvar inşası için Kalkilya’nın üçte birine el konmuş; tarım arazilerinin çoğu, su kaynaklarının üçte biri ve dokuz köy 18.000 sakini ile birlikte duvarın diğer tarafında kalmıştır. Tarımla uğraşan 32 köyün, arazileri ile bağlantısı tamamen kesilmiştir. Çiftçilerin arazilerine gidebilmek için İsrail’den izin belgeleri almaları da tek başına yeterli değildir; zira bir işgalci askerin çıkış noktasını keyfi olarak kapatmasıyla bölge hapishaneye dönebilmekte ve çiftçiler ürünlerini pazara ulaştıramadan kapılarda çürüyebilmektedir.[8] Doğu Kudüs’e gelince, buradaki 168 kilometre uzunluğundaki duvar bir yandan bölgeyi Batı Şeria’dan kopararak, diğer yandan eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere ulaşımı engellenen ve ekonomik gücü iyice zayıflatılan halkı iç göçe zorlayarak “Kudüs’ün Yahudileştirilmesi politikası”na hizmet etmektedir. Zira duvar nedeniyle Doğu Kudüs’te yaşayan Filistinlilerin dörtte birinin şehir ile bağlantısı kesilmiştir. Duvarın dışına itilen bu kişiler daimi ikamet haklarını kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.[9]

Bugüne kadar duvarın hukuki boyutuna ilişkin kararların en önemlisi, BM Genel Kurulu’nun 8 Aralık 2003’teki kararı uyarınca, duvar inşasının uluslararası hukuka göre meşru olup olmadığını inceleyen Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nın 9 Temmuz 2004’te ilan ettiği istişari görüşüdür. Divan, duvarın planlanan rotasıyla Filistinlilerin haklarını ağır biçimde ihlal ettiğini, kendi kaderlerini tayin hakkını ellerinden aldığını ve ulusal güvenlik gerekçesiyle bunların meşrulaştırılamayacağını bildirmiş; duvar inşasına derhal son verilmesi, tamamlanan kısımların en kısa zamanda yıkılması ve topraklarına el konan ve evleri yıkılan Filistinlilere tazminat ödenmesi kararı vermiştir. Duvar tartışmalarını Filistin-İsrail arasında sınırlı bir konu olarak görmeyip, uluslararası barış ve istikrarın bir parçası olarak değerlendirmiş; bununla da yetinmeyip tüm devletleri duvarla birlikte ortaya çıkan gayrimeşru durumu tanımamaları, inşaatın devamını sağlayacak yardımları kesmeleri ve İsrail’in uluslararası hukuka uymasını sağlamaları hususunda uyarmıştır. İsrail hükümetinin duvarın geçici olduğu ve kalıcı bir anlaşmaya varılması durumunda kaldırılacağı güvencesini inandırıcı bulmayarak, duvarı ve ortaya çıkardığı sonuçları “emrivaki” olarak nitelendirip, bunun ileride de facto (fiili) ilhak haline gelebileceğine dikkat çekmiştir.
Bütün bu ihlallere neden olan duvar inşasına başlangıçta uluslararası toplum büyük tepki gösterse de ABD’nin tam desteğini ve maddi yardımlarını arkasına alan İsrail geri adım atmamış ve gelinen noktada -Uluslararası Adalet Divanı’nın da tehlikeye işaret ettiği üzere- “duvar gerçeği” artık büyük ölçüde kabullenilmiştir. Hatta öyle ki İsrail’e tepki gösteren bazı Arap ve İslam ülkeleri, daha sonra güvenlik gerekçesiyle komşularıyla sınırlarına duvarlar örmeye başlamışlardır.[10] Bu durum güvenlik için duvar inşasının “meşru” bir gerekçe olarak genel kabul görür hale geldiğinin bir göstergesidir. Hiç şüphesiz bu durum, utanç duvarına karşı verilen mücadelede Filistinlilerin ellerini zayıflatmaktadır.


[1] “Israel’s Apartheid Wall Sheet”, PMC, www.aljazeerah.info, 10.07.2003; “Online Petitions - The National Initiate to Resist the Wall”, www.miftah.org, 09.11.2003.
[2] Nadav Shragai, Ha’aretz, 16.08.2007.
[3] “The Humanitarian Impact of the Barrier: Four Years After the Advisory Opinion of the International Court of Justice on the Barrier”, BM, Temmuz 2008, güncelleme no.8, s.6; “Apartheid Roads: Promoting Settlements, Punishing Palesitinians”, Ma’an Development Center, Aralık 2008, s.21; “Forced displacement continues”,http://www.internal-displacement.org/8025708F004CE90B/(httpCountrySummaries)/893F40683A0EF21EC12574BB002F8EF3?OpenDocument&count=10000.
[4] “Apartheid Roads: Promoting Settlements, Punishing Palesitinians”, Ma’an Development Center, Aralık 2008, s.22, 24.
[5] “Online Petitions - The National Initiate to Resist the Wall”, www.miftah.org, 09.11.2003; “The Sharon Wall: A Palestinian Humanitarin Crisis”, PMC, www.aljazeerah.info, 07.12.2003.
[6] “Apartheid Roads: Promoting Settlements, Punishing Palesitinians”, Ma’an Development Center, Aralık 2008, s.21.
[7] “Forced displacement continues”, http://www.internal-displacement.org/8025708F004CE90B/(httpCountrySummaries)/893F40683A0EF21EC12574BB002F8EF3?OpenDocument&count=10000.
[8] “Israel’s Apartheid Wall Sheet”, PMC, www.aljazeerah.info, 10.07.2003; “Online Petitions - The National Initiate to Resist the Wall”, www.miftah.org, 09.11.2003.
[9] “Forced displacement continues”, http://www.internal-displacement.org/8025708F004CE90B/(httpCountrySummaries)/893F40683A0EF21EC12574BB002F8EF3?OpenDocument&count=10000.
[10] Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Z. Tuba Kor, “Güvenlik duvarlara emanet”, Anlayış, Şubat 2008, s.78-79.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder